19 Kasım 2016 Cumartesi

Anne sütünü arttırmaya yardımcı yiyecekler

Bilgi:Anne sütünü arttırmaya yardımcı yiyecekler

Bebekler için en iyi besin maddesinin anne sütü olduğunu söyleyen Diyetisyen Elif Yıldız anne sütünü arttıran besinleri açıkladı.


Diyetisyen Elif Yıldız, anne sütünün besleyici, ekonomik, sindirimi kolay, daima temiz ve hazır olduğunu kaydederek, “Anne sütü bebekle anne arasında duygusal bağ sağlar. Emzirme, anne ve çocuk arasındaki bağı kuvvetlendiren ehemmiyetli eylemdir. Emzirme dönemi annenin kafii ve dengeli beslenmesi anne için de çocuk içinde fazla ehemmiyetlidir. Annenin beslenmesinde bütün besin grupları ve vit-min ykarşı tarafından de zengin olmalıdır. Annenin beslenmesi sütün kalitesini de etkilemektedir” diye sözlerine ekledi.



Diyetisyen Elif Yıldız, emziklilik zamanında 2 hale dikkat edilmesi gerektiğini anımsatarak şöyle ifade etti:


“1 - Annenin besin depolarını koruyarak sağlığı korumak. 2- Salgılanan sütün kafiiliğini ve verimliliğini arttırmak (bebeğin büyüme ve gelişimi için). Normal beslenen sağlıklı bir annenin sütü, çoğunlukla bebeği için kafii olmaktadır. Sütünüzün yetmediği konusunda şüpheleriniz varsa düzenlenecek en doğru şey bebeğinizin kilosunu takip etmektir. Önce bebeğinizin kilosuna baktırabileceğiniz bir sağlık kurumuna gidin, tarttırın. 2-3 gün sık sık her dilediğinde aksatmadan emzirin. Sonra yeniden aynı yerde tarttırın. Günlük kilo alımı: 20-30 gr ise, haftalık kilo alımı: 125 gr ise, aylık en az kilo alımı 500 gr ise, sütünüz yetiyor demektir. Ne kadar sık emzirirseniz o kadar fazla süt salgılanır.”



Diyetisyen Elif Yıldız, anne sütünü artıran besinler hakkında da şu bilgileri verdi:


“Anason, rezene, ısırgan otu, kuru incir, fesleğen, nane, susam ve bol su. Sütümüzün artması için neler yapmalıyız? Tüm besin gruplarını günlük beslenmemize koyun (Et grubu, Süt grubu, Ekmek grubu, Sebze-Meyve Grubu, Yağ grubu). Her gün tertipli olarak 3 litre su için. Günde 4-5 fincan rezene çayı için. Her Sabah kahvaltıda, kahvaltınıza ek olarak 1 tabak dolusu maydanoz, dereotu, taze nane, roka gibi yeşillikler tüketin. (Diğer öğünlerde de ekleyebilirsiniz.) Demir kaynaklı gıdalar olan çekirdekli siyah kuru üzüm, yeşil mercimek, kuru hurma tüketiminize özen gösterin. Her sabah 1 tatlı kaşığı pekmezinizi limonlayarak tüketin. Her gün 1-2 tatlı kaşığı çörek otu karıştırılmış bal tüketiniz. 1 tatlı kaşığı zencefilli bal tüketin. Her gün sabah akşam 1 bardak kuru incir suyu için. (7-8 adet kuru inciri ikiye bölün, yarım litre suya koyun, 10 dk haşlayın.) Her gün 1-2 bardak süt-yoğurt tüketin (süt ürünlerinden gaz yapmayan laktozsu süt tercih edebilirsiniz). Emzirmeden 1-2 saat evvel 1-2 diş sarımsak tüketin. Günde 1-2 bardak fesleğen çayı için. (1 tutam fesleğeni 1-2 dakika kaynamış suda demleme usulü (aynı şeyi ısırgan otu için de yapabilirsiniz.) Tüm yemeklerinize kimyon ve fesleğen koyun. Her gün 1 adet kayısı kıvamında haşlanmış yumurta tüketin. Günde 2-3 kez susam yağı ile karın bölgenize ve göğsünüze masaj yapın. Her gün 2-3 tam ceviz, 5-6 adet fındık, 7-8 badem atıştırın.”

 

6 Kasım 2016 Pazar

Çocukla iletişimde Iceberg Teorisi

Bilgi:Çocukla iletişimde Iceberg Teorisi

Daha önce çocuğunuza bu şekilde yaklaştınız mı?



Evladınız eve bu cümlelerle geliyor mu?

-Ali’yi dövcem.

-Ayşe’den nefret ediyorum.

-Öğretmenimi sevmiyorum.

-Bir daha okula gitmeyeceğim.

Peki biz bu tepkiler önünde ne yapıyoruz?

Pek çoğumuzun verdiği ilk cevap, “durumu anlamak ve çözüm üretmeye hazırlıkk” oluyor.

Peki gerçekten amacımız ne? Sorunu biran önce oracıkta çözmek mi istiyoruz? Yoksa çocuğumuza, duygularını anlayıp, problemi çözmeleri konusunda destek olmak gibi bir şansımız olabilir mi?

Böyle bir pozisyonda, “Çocuk büyütürken resmin tümüne mi yoksa küçük bir parçasına mı bakmayı tercih ediyoruz?” sorusu belki de sorulması yararlı olacak ilk soru. Çünkü eğer çocuk büyütürken karşılaşılan anlık problemleri çözmek yerine onlara davranış kazandırmayı amaçlıyorsak bir takım yaklaşımlar hakkında farkındalık edinmek bize kolaylık sağlayacaktır.

Renkli Akademi’nin “Ebeveyn Ehliyeti” adı ile Türkiye’ye tanıttığı Avusturyalı Ebeveyn eğitim Derneği Elternwerkstatt’ın geliştirdiği Ebeveyn Eğitimi’nde bu konuyla ilgili olarak Iceberg Teorisi adında bir yaklaşım mevcut.

Çocukların tepkileri,büyük çoğunluklaicebergin altında yatan daha derin bir sebepten kaynaklanan ve icebergin suyun yüzündeki kısmında görülen bir takım yüzeysel tepkilerdir. Yani sıklıkla çocuklarda görülen öfke, hayalkırıklığı, mutsuzluk gibi duyguların altında bambaşka duygu ve durumlar bulunuyor olabilir.

Örnek vermek gerekirse, çocuğunuz “Ali’yi dövmek istiyorum” diyerek eve geldi. Siz ise öfkeli olduğunu görüyorsunuz. Fakat bu tepkinin icebergin görünen yüzü olduğunu düşünüp onun kendisini anlayabilmesi için belli bir yol izlerseniz sonunda çocuğunuzun belki de öfkeli değil, hayal kırıklığına uğramış olduğunu görebilirsiniz.

Olayın şöyle geliştiğini düşünelim. Evladınız resim dersinde yanlışlıkla çarparak Ali’nin fotoğrafını üzerine su dökmüş ve resmi bozmuştur. Ali’den özür dilemesine rağmen barışamamış ve bu hale fazla sinirlenen Ali de ona tepki olarak çocuğunuzun fırçasını kırmıştır. Ve çocuğunuz Ali’ye sinirlenmiştir ve bu tepki öfkeli olduğunu düşünmenize sebep olmuştur. Fakat işin aslı çocuğunuzun, Ali’nin resmin üzerine su döktüğü için kendini suçlu hissetmesi ve Ali’nin özrünü kabul etmemiş olmasından ötürü üzgün olmasıdır.

Eğer icebergin altına inmeden sadece görünen tepkiye göre hareket ederseniz, çocuğunuzun duygusunu ayrım etmesi ve bununla baş etmesi için lüzumlu fırsatı yakalama şansı bulamayabilirsiniz.

Evladınızla beraber, problemin kaynağını bulduğunuzda, onun esas duygusunu anlamasının arkasından, kendi hazır çözümler sunmak yerine, daha etkili olacak şekilde kendi çözümünü kendisi bulması için destek verebilirsiniz. Renkli Akademi’nin Ebeveyn EhliyetiEğitimi’nde çocuklarınızın kendi çözümlerini bulmaları konusunda uygulayabileceğiniz pek fazla destekleyici metot bulunuyor.

Eğitimin tamamı 18 saat ve Ebeveynlerin 0-23 yaş çocukları ile iletişimde kullanacakleri bu ve benzeri pek fazla yöntemin bununla birlikte farkındalık kazandırıyor.

Konu ile ilgili olarak Facebook Renkli Akademi sayfasını takip edebilir veya 0 546 9636813 numaralı telefondan açıklayıcı bilgi alabilirsiniz.

Gülce Erhan

http://renkliakademi.com/Giris/AnaSayfa 


9 Eylül 2016 Cuma

Çocukla iletişimde Iceberg Teorisi

Bilgi:Çocukla iletişimde Iceberg Teorisi

Daha önce çocuğunuza bu şekilde yaklaştınız mı?



Evladınız eve bu cümlelerle geliyor mu?

-Ali’yi dövcem.

-Ayşe’den nefret ediyorum.

-Öğretmenimi sevmiyorum.

-Bir daha okula gitmeyeceğim.

Peki biz bu tepkiler önünde ne yapıyoruz?

Pek çoğumuzun verdiği ilk cevap, “durumu anlamak ve çözüm üretmeye hazırlıkk” oluyor.

Peki gerçekten amacımız ne? Sorunu biran önce oracıkta çözmek mi istiyoruz? Yoksa çocuğumuza, duygularını anlayıp, problemi çözmeleri konusunda destek olmak gibi bir şansımız olabilir mi?

Böyle bir pozisyonda, “Çocuk büyütürken resmin tümüne mi yoksa küçük bir parçasına mı bakmayı tercih ediyoruz?” sorusu belki de sorulması yararlı olacak ilk soru. Çünkü eğer çocuk büyütürken karşılaşılan anlık problemleri çözmek yerine onlara davranış kazandırmayı amaçlıyorsak bir takım yaklaşımlar hakkında farkındalık edinmek bize kolaylık sağlayacaktır.

Renkli Akademi’nin “Ebeveyn Ehliyeti” adı ile Türkiye’ye tanıttığı Avusturyalı Ebeveyn eğitim Derneği Elternwerkstatt’ın geliştirdiği Ebeveyn Eğitimi’nde bu konuyla ilgili olarak Iceberg Teorisi adında bir yaklaşım mevcut.

Çocukların tepkileri,büyük çoğunluklaicebergin altında yatan daha derin bir sebepten kaynaklanan ve icebergin suyun yüzündeki kısmında görülen bir takım yüzeysel tepkilerdir. Yani sıklıkla çocuklarda görülen öfke, hayalkırıklığı, mutsuzluk gibi duyguların altında bambaşka duygu ve durumlar bulunuyor olabilir.

Örnek vermek gerekirse, çocuğunuz “Ali’yi dövmek istiyorum” diyerek eve geldi. Siz ise öfkeli olduğunu görüyorsunuz. Fakat bu tepkinin icebergin görünen yüzü olduğunu düşünüp onun kendisini anlayabilmesi için belli bir yol izlerseniz sonunda çocuğunuzun belki de öfkeli değil, hayal kırıklığına uğramış olduğunu görebilirsiniz.

Olayın şöyle geliştiğini düşünelim. Evladınız resim dersinde yanlışlıkla çarparak Ali’nin fotoğrafını üzerine su dökmüş ve resmi bozmuştur. Ali’den özür dilemesine rağmen barışamamış ve bu hale fazla sinirlenen Ali de ona tepki olarak çocuğunuzun fırçasını kırmıştır. Ve çocuğunuz Ali’ye sinirlenmiştir ve bu tepki öfkeli olduğunu düşünmenize sebep olmuştur. Fakat işin aslı çocuğunuzun, Ali’nin resmin üzerine su döktüğü için kendini suçlu hissetmesi ve Ali’nin özrünü kabul etmemiş olmasından ötürü üzgün olmasıdır.

Eğer icebergin altına inmeden sadece görünen tepkiye göre hareket ederseniz, çocuğunuzun duygusunu ayrım etmesi ve bununla baş etmesi için lüzumlu fırsatı yakalama şansı bulamayabilirsiniz.

Evladınızla beraber, problemin kaynağını bulduğunuzda, onun esas duygusunu anlamasının arkasından, kendi hazır çözümler sunmak yerine, daha etkili olacak şekilde kendi çözümünü kendisi bulması için destek verebilirsiniz. Renkli Akademi’nin Ebeveyn EhliyetiEğitimi’nde çocuklarınızın kendi çözümlerini bulmaları konusunda uygulayabileceğiniz pek fazla destekleyici metot bulunuyor.

Eğitimin tamamı 18 saat ve Ebeveynlerin 0-23 yaş çocukları ile iletişimde kullanacakleri bu ve benzeri pek fazla yöntemin bununla birlikte farkındalık kazandırıyor.

Konu ile ilgili olarak Facebook Renkli Akademi sayfasını takip edebilir veya 0 546 9636813 numaralı telefondan açıklayıcı bilgi alabilirsiniz.

Gülce Erhan

http://renkliakademi.com/Giris/AnaSayfa 


23 Ağustos 2016 Salı

Güvensiz ürünlere ceza yağdı

Bilgi:Güvensiz ürünlere ceza yağdı

Oyuncak, ayakkabı ve çocuk bakım ürünlerinin de aralarında yer aldığı 3 bin 125 ürünün, tüketiciler için "güvensiz" olduğu tespit edildi. Güvensiz ürün satanlara yılın ilk yarısında 642 bin lira para cezası verildi.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü ekipleri, insan sağlığı, can ve mal güvenliği ile çevre bakımından güvenli olmadığı tespit edilen güvensiz ürünlerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirdiği denetimlerine sürat verdi. Bu çerçevede birçok alanda doğrudan muhtelif testler yapan ekipler, yılın ilk 6 ayında piyasadaki toplam 289 bin 106 ürünü inceledi. En fazla denetim, aşağı yukarı 117 bin ürünle tekstil ve 83 bin ürünle oyuncak sektöründe meydana geldi.



Ürünlerden alınan numuneler sonucunda kırtasiyelerde 8, oyuncaklarda 737, ayakkabılarda 189, tekstilde bin 328, bildirime tabi ürünlerde 780, çocuk bakım ürünlerinde 5 ve öbür tüketici ürünlerinde de 78 olmak üzere toplamda 3 bin 125 üründe güvensizlik belirlendi.



Yılın ilk devresinde incelenen toplam bin 469 firmanın 29'unda güvensiz ürün satışının düzenlendiğı belli oldu.



GÜVENSİZ ÜRÜN SATANLARA 642 BİN LİRA CEZA



Ekiplerce düzenlenen denetimler kapsamında, tüketiciler için kullanılması güvenli olmayan ürün satan firmalara toplam 642 bin lira nakit cezası uygulandı.



Güvensizlik tespit edilen ürünlerden en yüksek ceza 283 bin lira ile oyuncak satan firmalarına verilirken, onu, 145 bin lira ile ayakkabı ve 114 bin lira ile çocuk bakım ürünleri satışı yapan şirketler tizledi.



BAKAN TÜFENKÇİ: GÜVENSİZ ÜRÜNE TOLERANS YOK



Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, ürünlerdeki güvensizlik oranının azaltılması ykarşı tarafında gayret gösterdiklerini duyuruldu.



Güvensiz olduğu tespit edilen ürünleri satan firmalara muhtelif yaptırımlar uyguladıklarını belirten Tüfenkci, "Amacımız gerçekleştirdiğimiz denetimlerle yurtdaşların daha güvenli ürün kullanımını sağlamak. Bu konuda kimseye toleransımız yok." dedi.



Bakan Tüfenkci, piyasa gözetimi ve tüketicinin korunması ykarşı tarafındaki hazırlıkların karşımızdaki dönemde yükselerek devam edeceğini kaydetti.


45 günlük bebekten 300 gram kist alındı!

Bilgi:45 günlük bebekten 300 gram kist alındı!

Mersin'de dünyaya gelen Muhammed Ali Adakoğlu adlı bebeğin karın boşluğundan, laparoskopik (kapalı) ameliyatla 10 santim uzunluğunda ve 300 gram ağırlığında kist çıkarıldı.

Umut-Belkız Adakoğlu çiftinin 3'üncü çocuğu olan Muhammed Ali, 1 Temmuz'da dünyaya geldi. Minik bebeğin muayenesini yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Kaleli Babaoğlu, su fıtığı ve kasık fıtığı belirledi. Muhammed Ali'nin fıtık ameliyatı ileri bir tarihe planlandı. Ancak aşağı yukarı bir ay sonra bebeğin sık sık kusmaya başlaması, annesinin dikkatini çekti.



KAPALI AMELİYAT İLE KİST ALINDI



Muhammed Ali'yi tekrar muayene eden Dr. Babaoğlu, sıra dışı bir vaziyet olduğunu anlayınca ultrason çektirdi. Ultrason sonuçlarında, bebeğin karın boşluğunda hızla bir kistin geliştiği gözlendi. Bunun üzerine Küçük Muhammed Ali, henüz 45 günlükken Çocuk Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Cemal Parlakgümüş tarafından ameliyata alındı. Laparoskopik yöntemle düzenlenen ameliyatla, 10 santim uzunluğunda, 300 gram ağırlığındaki kist çıkarıldı. Ameliyatta, minik çocuğun su fıtığı ve kasık fıtığı ameliyatları da düzenlendi.



Umut-Belkız Adakoğlu çifti ve çocukları Muhammed Ali.



"KÖTÜ HUYLU TÜMÖRE DÖNÜŞEBİLİR"



Yrd. Doç. Dr. Cemal Parlakgümüş, operasyonla ilgili şu bilgileri verdi: "Bu türden bir kist, çocuk cerrahisinde nadir görülen bir pozisyondur. Mezenter adı verilen bağırsakların kan ve lenf damarlarını barındıran yağlı bir dokunun içinde bulundukları için mezenter kisti adı verilmektedir. Bu kistler genellikle gerilemezler, büyüme gösterebilirler. Barsak tıkanıklıklarına yol açabilirler. Kötü huylu bütünörlere de dönüşebilirler. Tanı konulduktan sonra çıkarılmaları gerekir. Bu hastada biz bebeğin göbek bölgesinden 1 santim delik açarak laparoskopik yöntemle kisti çıkardık. 1 günde taburcu ettik."


Yemek istemeyen çocuğa ne yapılır?

Bilgi:Yemek istemeyen çocuğa ne yapılır?

Çoğu annenin en sıkıntılı zamanı çocuklarının yemek yemeyi redettiği zamanlardır. Peki uzamanlar böyle durumlarda ne yapmamızı tavsiye ediyor?

Anne ve babanın yeme davranışında etkin rol aldığını ifade eden Psikolojik Danışman Levent Erdem, “Evladının peşinden, elinde tabak ile koşturan ve kaşığın ucundaki yemeği çocuğun ağzına tıkıştırmaya çalışan anneleri görmeyeniniz var mı? Bunu da anne için ye, bu lokmayı da baba için... Anne ve babalar bununla da yetinmiyor ‘Yemezsen üzülürüm, ağlarım’ gibi duygusal şantajlara başvuruyor” derken, bu duygusal baskılar çocuğun ilerideki hayatında anne babayı üzmemek için istemediği, inanmadığı bir davranış yapısını sergilemesi gibi olumsuz izler bırakabilir. Bu çocuklar beklentilerini doğrudan söylemeyen, kendini ifade ederken ilgisiz ve dolaylı yolları kullanan, iletişim problemleri yaşayan yetişkinlere dönüşebilir” şeklinde ifade etti.

"Yememe davranışının sebebi anne ve baba"

Çocuğun yemek yememe davranışının nedeni, şayet tıbbi bir rahatsızlık yoksa, çoğu zaman anne babadır diyen Psikolog Levent Erdem “Bir başka deyişle anne babalar ‘yemeyen’ çocuk davranışına neden oluyor. Bunda bizim kültürünün aşırı sevecen ve korumacı olmasının etkisi de var mutlaka. Gittiğiniz tatil yerlerinde hangi anne ve babaların çocuğun peşinden koşarak ‘hadi çocuğum şunu da ye’ diye dört döndüklerine bakın. Çoğu zaman bizim insanımızdır. Yabancılarda bu durumu daha az görüyoruz. Bundan dolayı anne baba davranışı değişmedikçe çocuğun sorununda da değişiklik olmuyor” dedi

 "Bırakın aç kalsın"

Psikolog Levent Erdem, elinde tabakla saatlerce çocukların peşinde koşan anne ve babaların tabağın yarısındaki yemeği yedirince kendimi mest hissettiğini, çoğunlukla da bu davranışla kendi anneliğini onaylayarak başarılı hissettiğinin vurgulayarak, “Zaman içinde düzenlenen bu hatalı anne baba tutumu, güçlenerek sürdürecek. Ayrılan zaman, dökülen lisan artacak. Tüm bu çabalara paralel, çocuktaki yememe davranışı daha da güçlenecek. Annelere tavsiyemiz, bırakın çocuklar aç kalsın. Elinizde tabakla etrafında dolaşmayın. Sofra tertipinizi kurun ve bu tertip içinde çocuğunuzun mama sandalyesinde bile olsa sofraya gelmesini sağlayın. Masada yemek için aileye bir süre tanıyın. Çocuk yarım saat içinde yemeğini tamamlayıp kalkmıyorsa sofrayı kaldırın. Bir sonraki öğün ya da ara öğüne kadar bir şey vermeyin. Abur cubur yedirmeyin. Gün içinde sabırla bu rutini yeniden edin. Daha sonra o size uymak zorunda kalacak. Bedeni güçsüz kalmaz, acıkınca kendisi yemek yemek isteyecektir merak etmeyin” diye sözlerine ekledi.



"Anne ve baba kendini düzeltmeli"

Anne ve baba tarafından, farkında olmadan ortaya çıkarılan çocuktaki yememe davranışı, gene anne baba tarafından, doğru metot ve davranışlar kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Psikolog Erdem bunun için gerekirse anne babanın doğru davranış için eğitim almasının doğru olacağını, anne babanın tutarlı ve doğru davranışları ile çocuğun sorununun da azalacağını anlattı. Erdem “Bu davranışların çocuk tarafından kullanılmaya başlaması yani ‘yemek yerim ama dilediğimi yaparsanız’ şekline dönmesi çocuk açısından bir uzmana başvurulması zamanının geldiğini gösterir. Bu davranışın düzeltilmemesi yaşam kalitesini ve münasebetlerini zaman içinde bozacak çocuğu ben merkezci ve rüşvetçi bir davranış kalıbına sokacaktır” dedi.



"Ağzındaki lokmayı saatlerce yutmuyorsa intikam almak istiyor"

Ağzına verilen lokmayı yutmayan, saatlerce tutan çocukların ailelerinin dikkatini çekmeye çalıştığını, intikam almak için lokmaları yutmadığını söyleyen Psikolog Levent Erdem, ailenin bir karşı strateji geliştirip sevgi bağını zedelemeden prensip oluşturması gerektiğini duyuruldu.


19 Ağustos 2016 Cuma

Karanlıktan korkan çocuğa nasıl davranılmalı?

Bilgi:Karanlıktan korkan çocuğa yaklaşım nasıl olmalı?

Çocukluk dönemi korkuların başında gelen ve ruh sağlığını derinden etkileyen karanlık korkusu ebeveyn tutumlarına bağlı olarak pekişiyor. Uzmanlar ise korku sürecinin yönetimi konusunda aileleri uyarıyor.

Çocukluk dönemi korkuları doğru şekilde yönetildiğinde kısa zamanda ortadan kaybolurken, yanlış ebeveyn tutumları korkuların ilerleyen yaşlara taşınmasına neden olabiliyor.



Bazı ebeveynlerin çocuğun herhangi bir korkusu olmadığı halde, o uyurken gece lambasını veya koridorun ışığını açık bıraktığını söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Orhan Karaca, yanlış tutumların korkuları yetişkinliğe taşıyacağı uyarısında bulundu.



Karaca, “Böyle durumlarda çocuk karanlığın korkutucu bir şey olduğunu öğrenir. İlerleyen dönemlerde de karanlık odada uyumaktan kaçınabilir. Tabii gece lambasının yaydığı ışıkta çocuklar gölgeleri korkutucu bazı yaratıklara benzeterek endişeye kapılabilirler. Tamamen karanlık olan bir odada ışık oyunlarından doğan benzetmeler olmayacağı için çocuğun korkuya kapılma ihtimali daha azdır. Bu sebeble ailelerin evvellikle kendi endişelerinden kurtulmaları ve korkularını çocuklarına aktardıklarını ayrım etmeleri gerekir. Karanlıktan korkan çocuğun daimi aydınlıkta uyumasına izin vermek çocuğun korkularında haklı olduğunu düşünerek karanlık korkusunu devam ettirmesine neden olur” dedi.

KARANLIK KORKUSU MIZMIZ ÇOCUKLAR YARATIYOR



Karanlıktan korkan çocukların, bu korkularını karanlık odalara girmek istemeyerek, girmeleri gerektiğinde ise muhtelif bahanelere başvurarak belli ettiklerini aktaran Karaca, şöyle devam etti:



“Uyku saatleri yaklaştığında tek başlarına yatmamak için diretir, olumlu dönüş alamazlarsa yatma eylemini muhtelif bahanelerle geciktirirler. Karanlık korkusu ile beraber çocukların ruh hallerinde de değişim gözlenir, sakin yapılı çocuklar mızmız ve huzursuz hallere bürünebilirler. Aileler karanlık korkusuyla aşamalı olarak baş etmeli, problemin bir anda ortadan kalkmayacağını kabullenerek sabırlı davranmalıdırlar. Çocuğa her aşamada korktuğunda yanında olacakları mesajını verebilmeleri ve çocuğun yalnız olmadığını anlamasını sağlamaları korku idareinde büyük ehemmiyet taşıyan hususlardandır.”



KORKAN ÇOCUĞA NASIL DAVRANMALI?



- Çocukların korkuları görmezden gelinmemeli, “korkacak ne var” gibi yorumlarla ehemmiyetsizleştirilmemeli.

- Çocuklar korkularından ötürü küçümsenerek aşağılanmamalı, “kocaman adam oldun karanlıktan mı korkuyorsun” gibi sözlerle çocuğun korkularını ifade edebilme cesareti yok edilmemeli.

- Çocuğun rencide olabileceği ihtimalini göz karşı tarafında bulundurarak problemin başkalarıyla paylaşılmasından ve alaycı ifadelerden kaçınılmalı.

- Korkuların kaynağı araştırılarak aşamalı olarak ortadan kaldırılmalarına çalışılmalı.

- Çocuğun zekana korku öğelerinin yerleşmesine neden olmamak için korkutucu filmler izlemesine mani olunmalı.



Anne babalar geceleri yalnız uyumak istemeyen çocuklarını zorlamamalı, çocuk uyuyana kadar yanında kalmalı, gece uyanıp yanlarına gelirse üşenmeden çocuğu tekrar yatağına götürerek tekrar uyumasını beklemelidirler. Çocuğun gece boyu yanlarında yatmasına izin vermek korkuyla baş etmek değil, problemi görmezden gelmektir. Bu vaziyet çocuğun korkularını yenmesine yardımcı olmayacağı gibi aynı zamanda pekiştirir. Ailelerin her gece sabırla yanlarına gelen çocuklarını tekrar yatağına götürmeleri ve gerekirse bunu her gece defalarca kez tekrarlamaları gerekir. Ailenin, çocuğun korkularını ısrar etmeden, baskı yapmadan ve azarlamadan anlatmasına imkan tanımaları böylece problemin kaynağını keşfederek buna müsait çözüm yolları aramaları gerekir. Karanlıktan korkan çocuğu karanlıkta tek başına bırakarak yüzleşme yöntemini kullanmaları korkunun daha da pekişmesine neden olabileceği gibi çocuğun ailesine duyduğu güveni de zedeleyecektir.”

KORKULAR AŞAMALI OLARAK ATLATILIR



Karanlık korkusunun aşamalı olarak ortadan kaldırılabildiğini ifade eden Karaca’nın ailelere öbür önerileri ise şöyle: “Işıkta uyumak isteyen çocuğa gece lambası alarak onun ışığında uyumasını sağlamak çocuğun yavaş yavaş karanlıkla barışmasına yardımcı olacaktır. Çocuk bir sonraki aşamaya geçmeyi kendisi de istemeli, buna asla zorlanmamalıdır. Ebeveynler, çocuklarının korkularıyla ilgili rasat yaparak nasıl yaklaşmaları gerektiğini bulmaya hazırlıklıdır. Anlayış ve iş birliğine dayalı bir yaklaşım yararlı olacaktır. Çocuğu dinlemek, onunla daha çok vakit geçirmek ve korkulan objelerle ilgili bilgilendirme yapmak, problemin aşılmasına katkı sağlar. Korktuğu şeyle ilgili onu bilgilendirmek ve bu konuda güven kazanmasına yardımcı olmak için muhtelif yollar geliştirilebilir. Örneğin; kıyafet dolabından çıkacak korkunç yaratıklardan korkan çocuğa yatmadan evvel dolabın içerisinde bir şey olmadığını göstermek rahatlamasını sağlayarak korkularını yenmesine yardımcı olacaktır.”

29 Temmuz 2016 Cuma

Hamilelikte hipertansiyona dikkat



İlaç tedavisine rağmen kontrol altına alınamayan hipertansiyonun özellikle hamilelikte önemli risk yarattığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Akpınar, "Bu durumda gebeliğin sonlandırılması ihtimali göz önünde bulundurmalıdır” dedi.

Gebelik sırasında hipertansiyonun genellikle kronik hipertansiyon, preeklampsi, gebelik hipertansiyonu veya böbrek yetmezliği mevcudiyetinde ortaya çıktığını ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şevket Hüseyin Akpınar, “Gebelerde vücutta meydana gelen bazı fizyolojik değişiklikler sonunda (damar direncinde azalma) kan basıncı normale göre bir miktar azalır. Buna göre gebelerde ölçülen 140/90 mm Hg’lik bir kan basıncı yüksek tansiyon olarak değerlendirilmelidir. Bütün gebelerde kan basıncı ölçümü oturur vaziyette yapılmalıdır” dedi.

Gebelikte sara nöbetine de değinen Akpınar, “Preeklampsi, gebelik esnasında ortaya çıkan hipertansiyon ve proteinürinin (böbrekten idrar ile anormal protein kaybı) varlığına denir. Preeklampsi tanısı almış olan bir gebe nöbet geçirirse (sara nöbeti gibi) o zaman eklampsi tanısı konmuş olur. Preeklampsi – Eklampsi (PE) gebeliğe özgü bir pozisyon olup, gebeliğin 20. haftasından sonra herhangi bir sürede ve doğumdan sonra 6. haftaya kadar görülebilir. Kesin tedavi, doğumun gerçekleşmesi ya da çocuğun anne karnından tahliyesi ile olası olur. Daha fazla ilk gebelikte ortaya çıkar. Diyabet, hipertansiyon, böbrek yetmezliği ve bazı romatizma hastalıkları olanlarda Preeklampsi-Eklampsi (PE) görülme ihtimali artmaktadır” diye sözlerine ekledi.



HAMİLE KALMADAN ÖNCE TANSİYON KONTROLÜ YAPILMALI

Gebelik hipertansiyonunun, daha evvel hipertansiyon veya preeklampsi ifade edilerinin olmadığı durumlarda gebelik esnasında ve doğumdan sonraki 24 saat içinde gelişen hipertansiyona dendiğini aktaran Akpınar, "Preeklampsiye dönüşmeyen gebelik hipertansiyonu gebeliğin normal olarak sonlandırılmasına yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaz. Önceden böbrek yetmezliği veya hipertansiyon mevcutsa, gebelik esnasında hipertansiyonun daha da yükselmesi beklenmelidir. Bu hastaların hamile kalmadan evvel elbette hekimlerine danışmaları gebeliğin selameti açısından fazla müsait olacaktır” ifadesini kullandı.



'


Etiketler:Hamilelikte hipertansiyon,Gebelik,Uzman Dr, Şevket Hüseyin Akpınar,Diyabet,Preeklampsi-Eklampsi,

26 Temmuz 2016 Salı

Çocuklarda cinsel istismar belirtileri



Çocuklarda cinsel isismar tüm insanlığın en büyük kabuslarından biri... Peki bu durumu nasıl anlarız*

Birçok çocuk cinsel istismara uğramakta fakat bunu ifade edememektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yetişkin erkeklerin %10’u, yetişkin kadınların ise %25’i çocukluklarında cinsel istismara uğramış olduklarını bildirmektedirler.

Cinsel istismara uğrayan çocuklar genellikle 8-12 yaşları arasındadır fakat daha küçük çocuklar ve hatta bebekler de cinsel istismara uğrayabilmektedir. Çocuklar genellikle utandıklarında  başlarına gelenleri anne ve babalarına anlatamazlar. Bazı durumlarda ise anlatmamaları için tehdit edilmişlerdir. Ancak çocuklarda cinsel istismar ifade edilerini tanımak, ebeveynlerin bu durumu anlamalarını sağlayabilir.

Çocuklarda cinsel istismar ifade edilerinden evvellikli olanı çocuğun benliğindeki veya karakterindeki değişikliklerdir. Çocuk daha evvelden göstermediği bazı özellikler göstermeye başlayabilir. Örneğin çocuğunuz kaygılı, kendine güvensiz veya mutsuz olabilir. Normalde kendine güvenli olan çocuklar anne babalarından ayrılmamaya başlayabilirler veya içlerine kapanabilirler. Bazı cinsel istismar kurbanları ise özgüven sorunları yaşarlar ve yaşıtları arasından arkadaş edinmede sıkıntı çekerler.

Cinsel istismar kurbanlarında davranış değişiklikleri de ortaya çıkabilmektedir. Özellikle de küçük çocuklar yaşları için müsait olmayan şekilde davranmaya başlayabilirler. Örneğin çocuk bir anda başparmağını emme alışkanlığı geliştirebilir veya hela eğitimi olmasına rağmen altına kaçırabilir ya da yatağını ıslatabilir. Cinsel istismara uğrayan çocuklarda uyku tertipleri de değişebilmektedir. Çocuklar uykuya dalmakta sıkıntı çekebilirler veya tertipli olarak gördükleri kabuslar olabilir.

Çocuklarda cinsel istismar ifade edilerinden bir öbüri çocuğun cinsel davranışlar göstermeye başlamasıdır. Örneğin oyuncaklarıyla ya da peluş hayvanlarla cinsel hareketlerde bulunabilir. Cinsel faaliyetlerin resimlerini çizmeye başlayabilir. Küçük çocuklar sık sık mastürbasyon yapmaya başlayabilir veya arkadaşlarıyla ya da kardeşleriyle cinsel davranışlara girebilirler.

Cinsel istismara uğrayan küçük çocuklarda birdenbire bazı bireylere veya durumlara karşı korku duyma eğilimi baş gösterebilir. Çocuk, kendisine cinsel istismar uygulayan bireyyi görmekten kaçınmaya çalışabilir. Banyo zamanı gibi normal durumlarda bile soyunmak istemeyebilir, doktora görünmekten veya bir sağlık uzmanı tarafından muayene edilmekten çekinebilir. Bazı çocuklar ise evvelden problem yaşamamalarına rağmen tuvalete gitmek istemezler.

Çocuklarda cinsel istismarın fiziksel ifade edileri maalesef nadiren ayrım edilir. Ancak vajinal ya da anal akıntı ya da kanamalar, cinsel bölgede Ağrı veya kaşıntı, sık sık yaşanan idrar yolu enfeksiyonları ya da boğaz ağrıları, idrara ya da tuvalete çıkarken ağrı, cinsel bölgede kızarıklık, şişme veya morartılar mümkün ifade ediler arasındadır. Bazı çocuklarda ise baş ağrıları ve karın ağrıları gelişebilir.

www.hemensaglik.com/

'


Etiketler:Çocuklarda, Birçok, çocuk, Amerika, Birleşik, Devletleri?nde, %10?u, %25?i, çocukluklarında, Çocuklar, Bazı, Ancak, çocuklarda, öncelikli, çocuğun, Çocuk,

Hamilelikte yoga çok önemli!



Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı jinekolog Op.Dr. Aslı Alay, hamile kadınlara yoga yapmaları tavsiyesinde bulundu.

Yoganın amacının hem fiziksel hem de ruhsal sağlık olduğunu ifade eden Dr. Alay, “Beden, zihin ve bilinç arasındaki iletişimi ve eşitliği sağlamak güç gibi görünse de başarılabilir. Yoganın bedeni hastalıklara karşı koruduğu ve zinde tuttuğu, ruhu gevşettiğine inanılır.

Bilimsel olarak yaklaşıldığında da sporun bunu sağladığını bilir ve inanırız. Yogada farklı olan esneme, nefes alma ve bununla bedeninizdeki boyun, göğüs kafesi, omurga, pelvis kaslarını gevşetmek kan dolaşımını arttırarak zihni sakinleştirip, stresi azaltmaktır.” dedi.

Gebelikte yogayı 12. hafta ve sonrasında risk faktörü taşımayan kadınlarda önerdiklerini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı jinekolog Op.Dr. Aslı Alay, şu bilgileri verdi: “Bu egzersizlerde dikkat edilmesi gereken kadında stresi azaltmak, kasları güçlendirmek, eklemlerin esnemesini sağlamak, kilo kontrolü ve doğumu kolaylaştırmaktır. Bu özellikleri barındıran yoga gebelerimize tavsiye ettiğimiz değerli bir aktivitedir. Amacımız hamileliği keyifli, stressiz, rahat bir yöntem ile geçirmektir. Sağlıklı bebek, sağlıklı anne ve kolay, mutlu bir doğum öyküsü. Kuvvetlenen kaslarınız etkisi ile daha az enerji harcayarak rahat bir doğum yapmanız sağlanır.

Dolaşım sisteminizi tertipler, enerjinizi yükseltir. Postürünüzu düzeltir. Egzersiz saadet hormonunuzu arttırır stresinizi azaltır. Yoga gebeliğin huzurlu, rahat geçmesine ve kisminin bedenini doğuma hazırlamasını sağlar. Yoganın en ehemmiyetli özelliği olan doğru nefes alma bebeğe giden kan akımını arttırır. Nefes egzersizleri, kisminin doğru nefes almayı öğrenmesi doğumda bulunan eforu açısından da ehemmiyetlidir. Yoga sırasında öğrendiğiniz gevşeme egzersizleri de ruhsal rahatlama sağlayacak, kaslarınızı dinlendirecektir. Sadece bedenin bir egzersizi değildir, ayrıca ruhunda rahatlamasına gevşemesine yol açan yoga vücuttaki ödemleri azaltmakta, kramplarınızı önlemektedir.

Gebelikteki bulantı kusmaları azaltan yoga, iştahınızı kontrol altına almakta, yaşam enerjisini yükselmekte, bedeninizi ve bebeğinizi olan bağınızı kuvvetlendirmektedir.

Gebelerimizin ehemmiyetli bir kısmında yanlış bir inanış ise egzersiz ve yoganın sadece normal doğum için lüzumlu olduğudur. Halbuki eski sezaryanlı olup veya tıbbi sebeblerle sezaryan planlayan gebelerde de yoga gebeliğe pozitif katkıları vardır. Çünkü ister normal ister sezaryan ile doğum olsa da bedeninizi esnetmek, kaslarınızı ve eklemlerinizi gevşetmek, hem sizi hem bebeğinizi rahatlatır. Yoga gebelikte müsait bir egzersiz olup gebeliğin her zamanında ama bilhassa 12. Haftadan sonra yapılması önerilir. Gebeliğin son dönemlerine kadar yapılabilen yoga evvelsi elbette hekiminize danışmalısınız. Yoga bu konu ile eğitim almış uzmanlar tarafından yapılmalı, eğitimlere tertipli katılmalı, bedeninize müsait hareketleri yapmaya özen göstermelisiniz. Doğum sonrasında kisminin bedeninin hızlı bir yöntem ile toparlanmasında, karın kaslarının güçlenmesinde ehemmiyetli etkisi vardır.”

'


Etiketler:Hamilelikte, çok, önemli!, Yoganın, Dr., Alay, ?Beden, [300, 250], Gad300250, 0)-;Bilimsel, Yogada, 12., önerdiklerini, Kadın, Hastalıkları, Doğum, Uzmanı, Op.Dr., Aslı, şu, ?Bu, özellikleri, Amacımız, şekilde, Sağlıklı, öyküsü., Kuvvetlenen, Postürünüzu, Egzersiz, özelliği, Nefes, öğrenmesi, önemli

Karanlıktan korkan çocuğa yaklaşım nasıl olmalı?



Çocukluk dönemi korkuların başında gelen ve ruh sağlığını derinden etkileyen karanlık korkusu ebeveyn tutumlarına bağlı olarak pekişiyor. Uzmanlar ise korku sürecinin yönetimi konusunda aileleri uyarıyor.

Çocukluk dönemi korkuları doğru şekilde yönetildiğinde kısa zamanda ortadan kaybolurken, yanlış ebeveyn tutumları korkuların ilerleyen yaşlara taşınmasına neden olabiliyor.



Bazı ebeveynlerin çocuğun herhangi bir korkusu olmadığı halde, o uyurken gece lambasını veya koridorun ışığını açık bıraktığını söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Orhan Karaca, yanlış tutumların korkuları yetişkinliğe taşıyacağı uyarısında bulundu.



Karaca, “Böyle durumlarda çocuk karanlığın korkutucu bir şey olduğunu öğrenir. İlerleyen dönemlerde de karanlık odada uyumaktan kaçınabilir. Tabii gece lambasının yaydığı ışıkta çocuklar gölgeleri korkutucu bazı yaratıklara benzeterek endişeye kapılabilirler. Tamamen karanlık olan bir odada ışık oyunlarından doğan benzetmeler olmayacağı için çocuğun korkuya kapılma ihtimali daha azdır. Bu sebeble ailelerin evvellikle kendi endişelerinden kurtulmaları ve korkularını çocuklarına aktardıklarını ayrım etmeleri gerekir. Karanlıktan korkan çocuğun daimi aydınlıkta uyumasına izin vermek çocuğun korkularında haklı olduğunu düşünerek karanlık korkusunu devam ettirmesine neden olur” dedi.

KARANLIK KORKUSU MIZMIZ ÇOCUKLAR YARATIYOR



Karanlıktan korkan çocukların, bu korkularını karanlık odalara girmek istemeyerek, girmeleri gerektiğinde ise muhtelif bahanelere başvurarak belli ettiklerini aktaran Karaca, şöyle devam etti:



“Uyku saatleri yaklaştığında tek başlarına yatmamak için diretir, olumlu dönüş alamazlarsa yatma eylemini muhtelif bahanelerle geciktirirler. Karanlık korkusu ile beraber çocukların ruh hallerinde de değişim gözlenir, sakin yapılı çocuklar mızmız ve huzursuz hallere bürünebilirler. Aileler karanlık korkusuyla aşamalı olarak baş etmeli, problemin bir anda ortadan kalkmayacağını kabullenerek sabırlı davranmalıdırlar. Çocuğa her aşamada korktuğunda yanında olacakları mesajını verebilmeleri ve çocuğun yalnız olmadığını anlamasını sağlamaları korku idareinde büyük ehemmiyet taşıyan hususlardandır.”



KORKAN ÇOCUĞA NASIL DAVRANMALI?



- Çocukların korkuları görmezden gelinmemeli, “korkacak ne var” gibi yorumlarla ehemmiyetsizleştirilmemeli.

- Çocuklar korkularından ötürü küçümsenerek aşağılanmamalı, “kocaman adam oldun karanlıktan mı korkuyorsun” gibi sözlerle çocuğun korkularını ifade edebilme cesareti yok edilmemeli.

- Çocuğun rencide olabileceği ihtimalini göz karşı tarafında bulundurarak problemin başkalarıyla paylaşılmasından ve alaycı ifadelerden kaçınılmalı.

- Korkuların kaynağı araştırılarak aşamalı olarak ortadan kaldırılmalarına çalışılmalı.

- Çocuğun zekana korku öğelerinin yerleşmesine neden olmamak için korkutucu filmler izlemesine mani olunmalı.



Anne babalar geceleri yalnız uyumak istemeyen çocuklarını zorlamamalı, çocuk uyuyana kadar yanında kalmalı, gece uyanıp yanlarına gelirse üşenmeden çocuğu tekrar yatağına götürerek tekrar uyumasını beklemelidirler. Çocuğun gece boyu yanlarında yatmasına izin vermek korkuyla baş etmek değil, problemi görmezden gelmektir. Bu vaziyet çocuğun korkularını yenmesine yardımcı olmayacağı gibi aynı zamanda pekiştirir. Ailelerin her gece sabırla yanlarına gelen çocuklarını tekrar yatağına götürmeleri ve gerekirse bunu her gece defalarca kez tekrarlamaları gerekir. Ailenin, çocuğun korkularını ısrar etmeden, baskı yapmadan ve azarlamadan anlatmasına imkan tanımaları böylece problemin kaynağını keşfederek buna müsait çözüm yolları aramaları gerekir. Karanlıktan korkan çocuğu karanlıkta tek başına bırakarak yüzleşme yöntemini kullanmaları korkunun daha da pekişmesine neden olabileceği gibi çocuğun ailesine duyduğu güveni de zedeleyecektir.”

KORKULAR AŞAMALI OLARAK ATLATILIR



Karanlık korkusunun aşamalı olarak ortadan kaldırılabildiğini ifade eden Karaca’nın ailelere öbür önerileri ise şöyle: “Işıkta uyumak isteyen çocuğa gece lambası alarak onun ışığında uyumasını sağlamak çocuğun yavaş yavaş karanlıkla barışmasına yardımcı olacaktır. Çocuk bir sonraki aşamaya geçmeyi kendisi de istemeli, buna asla zorlanmamalıdır. Ebeveynler, çocuklarının korkularıyla ilgili rasat yaparak nasıl yaklaşmaları gerektiğini bulmaya hazırlıklıdır. Anlayış ve iş birliğine dayalı bir yaklaşım yararlı olacaktır. Çocuğu dinlemek, onunla daha çok vakit geçirmek ve korkulan objelerle ilgili bilgilendirme yapmak, problemin aşılmasına katkı sağlar. Korktuğu şeyle ilgili onu bilgilendirmek ve bu konuda güven kazanmasına yardımcı olmak için muhtelif yollar geliştirilebilir. Örneğin; kıyafet dolabından çıkacak korkunç yaratıklardan korkan çocuğa yatmadan evvel dolabın içerisinde bir şey olmadığını göstermek rahatlamasını sağlayarak korkularını yenmesine yardımcı olacaktır.”

'


Etiketler:Karanlıktan, çocuğa, Çocukluk, şekilde, Bazı, çocuğun, ışığını, Psikiyatri, Uzmanı, Dr., Orhan, Karaca, ?Böyle, çocuk, şey, öğrenir., İlerleyen, Ayrıca, ışıkta, çocuklar, Tamamen, öncelikle, çocuklarına, Karanlıktan, KARANLIK, KORKUSU, MIZMIZ, ÇOCUKLAR, YARATIYORKaranlıktan, çocukların, çeşitli, şöy

Yaz hamilelerine seyahat uyarıları



Tatil hayali kuran anne adayları seyahat konusunda bazı endişeler yaşıyor. “Seyahat bebeğe zarar verir mi?, “Gebeliğin hangi döneminde seyahat etmek risk taşımaz?” gibi sorular, hamilelerin zihnini meşgul eden konuların başında geliyor.

Hamilelik zamanında seyahat fikri kulağa ilk etapta olumsuz gibi gelebilir ancak uzmanlara göre, anne adayında belirli riskler gözlemlenmediği sürece yolculuk ciddi bir sakınca taşımıyor. Ancak hamileliğin ilk aylarında bulantı ve kusmanın yoğun olarak görülebilmesinden ve kimi hamileliklerin düşük riski taşıyabilmesinden ötürü daha çok özen gerektiren durumlar da olabilir.



SON AYA KADAR SEYAHAT MÜMKÜN



Seyahat için en müsait zamanın 2. trimester yani 9 aylık gebelik sürecinin ikinci üç aylık dönemi olduğunu ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Cengizhan Kolata, zorunlu hallerde müsait koşulların sağlanmasıyla son aya kadar seyahat yapılabildiğini duyuruldu.



En çok dikkat edilmesi gereken konunun ise, yüksek rakımlı ve aşırı sıcak bölgelerin tercih edilmemesi olduğuna dikkat çeken Dr. Kolata, “Tropikal bölgelerde planlanan seyahatler için, herhangi bir riskle müsabaka ihtimaline karşı bölgeye müsait aşılar yaptırılmalıdır. Hamilelikte yolculuk süresi uzun tutulmamalı, daha kısa sürecek rotalar oluşturulmalıdır. Varis problemi yaşayan anne adayları ise uzun sürecek seyahatlerde hekim tavsiyesi ile varis çorabı kullanmalıdır” şeklinde uyarılarda bulundu.

YOLCULUKLARDA HAREKET İHMAL EDİLMEMELİ



“Özel vasıta ile seyahat düzenleneceksa, her iki saatte bir mola verilmeli, bu molalarda yürüyüş yapılmalı” diyen Kolata, yaz hamilelerine seyahat için öneri ve uyarılarını şöyle sırladı:



“Anne adayının beline küçük bir yastıkla destek sağlamalıdır. Seyahat sırasında güvenlik kemeri müsait takılmalı, arka koltukta oturulmasına ve koltuk mesafesinin yeterince geniş ayarlanmış olmasına dikkat edilmelidir. Seyahatte yaşanabilecek acil durumlar için kan grubu, kronik ya da sağlık problemi oluşturan vaziyet bilgisi, hekim numarası gibi bireysel sağlık bilgileri, başkalarının da ulaşabileceği yerlerde tutulmalıdır. Tabii çantada kan şekeri tertipleyici atıştırmalıklar ve oldukca fazla sıvı bulundurulmalıdır. Seyahatte rahat ve ferah kıyafetler, özellikle pamuklu entariler tercih edilmelidir. Naylon ve benzeri kumaşlardan kaçınılmalıdır. Bulantı ve kusmaları arttırma ihtimaline karşın, deniz seyahatlerinden olası olduğunca uzak durulmalıdır.



HAVA YASTIKLARI SON DERECE GÜVENLİDİR



Halk arasında, vasıtalardaki hava yastıklarının hamileler için zararlı olabileceği ykarşı tarafında bir söylenti yaygındır. Fakat hava yastıkları, 25cm uzaklıkta olduğu sürece hamilelere bir zarar teşkil etmez. Aksine kaza durumlarında güvenlik açısından büyük fayda sağlar. Ancak anne adayı arabayı kendi kullanıyorsa direksiyon ve koltuk arasındaki mesafeyi olabildiğince geniş tutmaya dikkat etmelidir.



TREN VE OTOBÜS YOLCULUKLARI YÜKSEK STRES SEBEBİ



Tren ve otobüs yolculukları bir hayli uzun sürmesi ve gereksinim durumlarında mola verilememesi sebebiyle anne adaylarına strese sebep olabilir. Bu sebeble olası mertebe özel vasıtalarla seyahat etmeye gayret edilmelidir. Fakat otobüs ya da tren yolculuğu yapılması zorunlu ise ortamın hava dengesi ayarlanmalı, vasıta içi havalandırılmalıdır.

UÇAK SEYAHATİ DAHA FAZLA DİKKAT GEREKTİRİYOR



Seyahat aracı olarak uçak tercih ediliyorsa, kabin basıncının sorun oluşturmamasına ve yüksek irtifalarda uçak içi oksijenin azalmamasına dikkat edilmelidir. 34. haftaya kadar uçağa binilebilir. Hamileliğin ilk 3 ayında seyahat edilecekse yolculuğun sarsıcı ve yorucu olmamasına özen gösterilmelidir. Her iki saatte bir hareket edebilme fırsatı bulmak adına uçağın koridor veya ön kısmında oturmaya özen gösterilmelidir. Yine kan dolaşımını sağlanmak için belli aralıklarla ayaklar uzatılmalıdır.



VÜCUDUN DÜZENİ KORUNMALI



Hamileler, beslenme alışkanlıklarını değiştirmeyecek, kendilerini yormayacak, uyku ve dinlenme alışkanlıklarını çok etkilemeyecek bir seyahat tercih etmelidir. Seyahat ederken, bebeğin gelişiminin devam ettiği gözden kaçırılmamalı ve olası olduğunca hareket etmeye özen gösterilmelidir.”

'


Etiketler:Yaz, Hamilelik, Ancak, özen, AYA, KADAR, SEYAHAT, MÜMKÜNSeyahat, üç, Kadın, Hastalıkları, Doğum, Uzmanı, Opr., Dr., Cengizhan, Kolata, çok, çeken, ?Tropikal, Hamilelikte, Varis, çorabı, şeklinde, YOLCULUKLARDA, HAREKET, İHMAL, EDİLMEMELİ?Özel, öneri, şöyle, ?Anne, Seyahatte, Ayrıca, çantada, şekeri,

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Bebek sahibi olmak isteyen kadınlar için önemli uyarı!



Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, hamile kalmak isteyen kadınlara D vitamini önerisinde bulundu. Op. Dr. Alay, "Gebelik isteyen kadınlarda vitamin D takviyesi önemlidir" dedi.

Over, yani yumurtalıkların vazifesinin hormon salgılamak ve yumurtaların gelişimini sağlamak olduğunu anlatan Op. Dr. Aslı Alay, "Yumurtaların gelişimi ve çoğalması fetüs aşamasında iken başlar. Yumurtalar büyür, biri olgunlaşır ve olgunlaşan yumurta çatlar. Her ay aynı işlemler tekrarlanır ve her ay yumurtalardan ortalama bin tanesi yok olur. Bu dinamik süreç menopoza kadar devam eder. Üreme kapasitesi soy ve etnik gruba göre farklılık gösterir.

Batılı toplumlarda menopoz yaşı ortalaması 51 olup, daha genç yaşta veya daha da ileri yaşlarda menopoza giren kadınlar vardır. Menopoz yaşında bu farklılıklar sadece yaşın ilerlemesinin menopoza yol açmadığını gösterir. Ülkemizde ortalama menopoz yaşı 47 olup, genetik etkenlerin de menopoz yaşının belirlenmesinde katkısı büyüktür. Menopoz genellikle bir anda olmaz. Öncesinde tertipsiz adet görme, ateş basması gibi şikayetler olabilir. Menopoza geçiş zamanında de gebelik düşünmeyen kadınlarda korunma ehemmiyetlidir" diye sözlerine ekledi.

"Gebelik isteyen kadınlarda vitamin D takviyesi ehemmiyetli"

Yumurtalıkların kalitesini ve çalışırlılığını göstermek için birtakım hormonlardan faydalanıldığını kaydeden Op. Dr. Alay, "Over rezervi olarak adlandırılan ve yumurtalıklardaki yumurtaların mikarı ve kalitesini gösteren bazı testler vardır. Bu tetkikler adet kanamasının 3 veya 4. günü yapılmakta ve testlerde çıkan sonuçlarda bir problem belirlendiğinde elbette başka bir labarotuvarda test tekrarlanmalıdır.

Over kalitesini ölçüm için ultrasonografide yıllardır kullanılmaktadır. Ancak ultrasonografininde adetin ilk günlerinde yapılması gereklidir. Adet döngüsüne göre değişen test sonuçlarından ötürü araştırmacılar yeni, etkin, basit ve alınış zamanından müstakil test arayışını başlamışlardır. Günümüzde sık olarak başvurduğumuz antimüllerian hormon (AMH) gündeme gelmiştir. AMH menopoza girmeden 5 yıl evvel kan değeri oldukça düşer.

Genellikle 0,5 ve altındadır. AMH'ın en yüksek olduğu yaş yani üreme fonksiyonlarının doruğa ulaştığı yaş ise 24-25'dir. AMH kız çocuklarında değeri düşük olup, ergenlik ile birlikte artmaktadır. AMH yumurtalıkların hem kalitesi hem de mikarının iyi bir göstergesidir. Tabii kullanılan hormonlar, doğum kontrol ilaçları ve adet döngüsü AMH sonucunu etkilemez. Gebeliğin son 3 ayında ise AMH değeri düşer ki nedeni yumurtalıkların gebelikte baskılanmasından kaynaklanır.

Bu vaziyet doğum yapan kadınların daha geç menopoza girmesini açıklayabilir. AMH müstakil bir testtir. AMH değerinin 0,3 ng/ml ve altında olması over rezervinin oldukça kötü olduğunu gösterir. AMH değerini değiştirebilmek, arttırabilmek olası değildir. Yapılması gereken AMH sonucuna göre gebeliğin zamanını belirlemektir. AMH değerini değiştiren bir ilaç olmadığı gibi aktarlarda satılan bitkiler, soğan suyu, maydanoz suyunun da etkisi yoktur.

AMH değerinin düşük olduğu kadınlarda yönetme ehemmiyetli olup, geçirilen her günün yumurtalıklarda kayıp yapabileceği anlatılmalıdır. AMH değeri ile açlık insülün seviyesi arasında ters bir orantı vardır. İnsülün direnci ve diyabet overin fonksiyonlarını bozmakta, zayıflatmaktadır.

İnsülünün yüksek olduğu insülün direnci olgularında AMH değeride düşüktür. D vitamini eksikliğindede AMH değerinin daha düşük olduğu bazı hazırlıklarda görülmüştür. Bu sebeble gebelik isteyen kadınlarda vitamin D takviyesi ehemmiyetlidir" dedi.

Çağımızda kadınların çocuk sahibi olma yaşının 30'lu hatta 40'lı yaşlara kaydığını belirten Op. Dr. Aslı Alay, "Okul, iş hayatı, ikinci evliliklerle birlikte yeni eşten çocuk sahibi olma dileği, akademik kariyer, doktora, tez ve eklenen daha birçok faktörle ileri anne yaşında gebelik isteyen kadınların mikarı artmıştır. Özellikle 35 yaşını geçmiş, sigara içen, annesi erken menopoza girmiş, daha evvel radyoterapi veya kemoterapi alan, guatr, diyabet gibi bazı hormonal hastalıkları olan, yumurtalıklarıyla ilgili operasyon geçirmiş olan bütün kadınlara yumurtalık kalitesini ölçen testlerin yapılması önerilmelidir" şeklinde ifade etti.

'


Etiketler:Bebek, önemli, Over, Op., Dr., Aslı, Alay, Yumurtaların, çoğalması, çatlar., Her, Üreme, ırk, [300, 250], Gad300250, 0)-;Batılı, Menopoz, Ülkemizde, Öncesinde, şikayetler, Menopoza, önemlidir, önemliYumurtalıkların, çalışırlılığını, çıkan, ölçüm, Ancak, Adet, Günümüzde, -(AMH)-, önce, 0,5, AMHın, ür

Televizyon çocukların konuşmasını engelliyor



Yapılan araştırmalara göre sürekli televizyonun açık olması çocukların yeni kelimeler öğrenmesini engelliyor.

Wisconsin- Madison Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü tarafından düzenlenen araştırmalara göre televizyonun daimi açık olduğu evlerde yaşayan çocukların konuşmasının geciktiği ve bu çocukların yeni kelime öğrenirken zorlandığı gözlendi.

Arka plan sesleri çocukların tahsil yetisine ket vuruyor.

22-30 aylık arasındaki 106 çocuğun denetlendiği araştırmalarda  çocuklara hiç tanımadıkları nesnelerin isimleri öğretilmeye çalışıldı. Nesnelerin ismi söylendikten sonra nesneleri tanıma kabiliyetleri ölçüldü. Testler esnasında içerisinde 2 yeni kelimenin geride bıraktıği cümleler dinletildi. Ardından hangi nesnenin hangi isme karşılık geldiği söylendi. Sonuç olarak ise bu kelimeleri anımsayıp anımsamadıkları ölçüldü.

Yapılan 3 dizi testten ikisinde 80 çocuğa kelimeler, fazla sesli veya daha az sesli ortamda öğretildi.

26 çocuğa ise kelimeler sessiz ortamda aktarıldı.

Araştırma sonuçlarına göre sessiz ortamdaki çocukların kelimeleri anımsama oranının daha yüksek olduğu gözlendi.

Daha evvel düzenlenen araştırmalarda da gürültülü evlerde büyüyen çocukların daha stresli olduğu kaydedilmişti.

Uzmanlar, çocukları oyalamak için daimi televizyonun açık tutulmasının çocuğun konuşma ve öğrenme yetisini olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor.

Gizem Aydoğan - PembeNar.Com

'


Etiketler:Televizyon, çocukların, Wisconsin-, Madison, Üniversitesi, Çocuk, Gelişimi, öğrenirken, [300, 250], Gad300250, 0)-;Arka, öğrenim, 106, çocuğun,  çocuklara, öğretilmeye, çalışıldı., Nesnelerin, ölçüldü., Testler, Ardından, Sonuç, ölçüldü.Yapılan, çocuğa, çok, öğretildi.26, önce, öğrenme, Aydoğan, Pem

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Hazır mamalar bebeklerde diş çürüğü sebebi



Diş Hekimi A.Doğan Bircan, hazır mamaların bebeklerde diş çürüğü yaptığı söyledi.

Bebeklerde süt dişlerinin, bebek 6 aylıkken çıkmaya başladığını ifade eden Diş Hekimi A.Doğan Bircan, “Bebek için ağız ve diş bakımı da bu tam da bu süreçte başlamaktadır. Bunun için gazlı bez veya yumuşak bir fırçadan yardım alınarak macun kullanmadan sadece su ile temizliği yapmak gerekmektedir. Fırçanın daha da yumuşaması için birkaç dakika ılık suda bekletilebilir” dedi.

addAd('/128070660/Milliyet/pembenar/Detayici_300x250', [300, 250], 'Gad300250', true, 1, 0);

Anne sütünde olan asit bebeğin dişlerine zarar verebileceği için emzirmeden sonra bebeğin dişlerini muhakkak temizlemek gerektiğini anlatan Diş Hekimi A.Doğan Bircan, “Ebeveynler veya bebekle ilgilenen bakıcıların ağız sağlığı da dolaylı yoldan bebeklerin ağız sağlığını etkilemektedir.

Bebekler için pirinç sütü tarifi

Bebekle direk teması olan bireylerin ağızlarında mümkün bir enfeksiyon halinde bağışıklık sistemi henüz tam olarak gelişememiş bebeklerde enfeksiyonun bulaşma riski mevcuttur. Bu sebepten bebeğin bakımıyla mesul bireylerin bulaşmayı en aza indirgemek için kendi ağız ve diş sağlığına kesin özen göstermeleri gerekmektedir. Çocukların yemeklerini tatmak ya da sıcaklığını kontrol etmek için kaşıklarının ebeveyn veya bakıcılar tarafından kullanılması ya da yemekleri soğutmak için üflenmesi bulaşmaya sebep olabilir. Tabii sıklıkla çocukların dişlerinde oluşabilecek beyaz, siyah ve kahverengi lekelerin kontrol edilmesi gerekmektedir” dedi.

Bebeklerin bayılacağı püre

Bebeklerde diş çıkarma sürecinde; uyku tertipinde arıza, huysuzluk, huzursuzluk, eline aldığı her şeyi ağzına götürme, ağız etrafında döküntü, tükürükte artış ve ateş gibi ifade ediler gösterebileceğini anlatan Diş Hekimi A.Doğan Bircan, “Kaşınmış diş etine yıkanmış nemli ellerle parmak basıncıyla masaj yapılabilir ve bu sırada gazlı bez de kullanılabilir. Meyve filesi içine havuç koyarak hem havuç suyunu içmesi hem de kaşıntı hissinin geçmesi sağlanabilir. İçinde sıvı olan ve soğutulan diş eti kaşıyıcıları bu dönemde yararlı olacaktır.

Huzursuzluk ve uykusuzluk aşırı olursa çocuk doktorunuza danışarak parasetamol içeren bir ağrı kesici kullandırabilirsiniz. Mama ile beslenen çocuklarda anne sütü ile beslenen çocuklara göre çürük görülme riski daha fazladır çünkü; hazır mamalar anne sütüne oranla daha karyojeniktir. Bu yüzden mama ile beslenen çocuklarda beslenme sonrası ağız bakımına daha çok ehemmiyet gösterilmelidir.

İlk süt dişi bebek altı aylıkken çıkmaya başlar ve yirmi adet süt dişinin tamamlanması bebek üç yaşına gelince sonlanır. Süt dişlerinin erken veya geç çıkması endişelenecek bir vaziyet değildir” şeklinde ifade etti.

'


Etiketler:Hazır, çürüğü, Bebeklerde, çıkmaya, Diş, Hekimi, A.Doğan, Bircan, ?Bebek, Bunun, Fırçanın, ılık, [300, 250], Gad300250, 0)-;Anne, ?Ebeveynler, özen, Çocukların, üflenmesi, Ayrıca, çocukların, çıkarma, şeyi, çevresinde, ?Kaşınmış, Meyve, İçinde, Mama, çocuklarda, çocuklara, çürük, çünkü;, önem, üç, S

21 Temmuz 2016 Perşembe

Yağ yakan detoks içeceği tarifi



Sağlıklı bir şekilde kilo vermek için detoks şart. Metabolizmayı çalıştırarak yağ yakmayı destekleyen bu lezzetli detoks içeceğini mutlaka deneyin.

İçerdiği besleyici vitamin ve minerallerle metabolizmayı çalıştırarak sağlıklı bir yöntem ile yağ yakmaya yardımcı olan smoothie tarifi...



Yağ yakan detoks içeceği malzemeleri:




1 bardak ananas

1 tutam ıspanak

1 yeşil elma

1 bardak demlenmiş soğuk yeşil çay

1-2 parça taze zencefil

1 bardak hindistan cevizi suyu

1 kaşık limon suyu

2 çay kaşığı bal

Yarım salatalık

6-8 taze nane yaprağı



Yağ yakan detoks içeceği yapılışı:



Yıkayıp iri iri doğradığınız ıspanakları blendera atın. Zencefil, yeşil çay ve hindistan cevizi suyunu ekleyip pürüzsüz bir kıvam alana dek karıştırın.



Doğradığınız ananası, kabuklu yeşil elmayı ve kabuklu salatalığı da ilave edip gene pürüzsüz bir kıvam alana dek karıştırın. Bal, limon suyu ve nane yapraklarını ekleyip karıştırmaya devam edin. Yeşil smoothieniz hazır.


'


Etiketler:Yağ, İçerdiği, çalıştırarak, şekilde, [300, 250], Gad300250, 0)-;1, ıspanak1, çay1-2, ıspanakları, Zencefil, Bal, Yeşil,

?Doğurganlık Aşısı? umutları arttırıyor!



Yeni geliştirilen 'Doğurganlık Aşısı' tekniği ile tüp bebek tedavisi başarısızlığı olan kadınların annelik şansı artabiliyor.

Bu metot çikolata kisti, polikistik yumurtalık hastalığı gibi bazı hormon hastalıkları nedeniyle gebe kalamayan kadınlara da temenni ışığı olabilecek.



Dünya Kısırlık ve Tüp Bebek Derneği Başkanı, Akdeniz Ülkeleri Üreme Derneği Yönetim Kurulu üyesi, Gürgan Clinic Medikal Direktörü Prof. Dr. Timur Gürgan ifade etti:






Tüp bebek tedavisinde gebelik şansını neler belirler?

Birincisi, tüp bebek tedavilerinde spermin yumurtayı döllemesi sonucunda oluşan embriyonun genetik yapısı ve kalitesi. İkinci ehemmiyetli nokta ise rahim içini döşeyen endometrium denilen bölgenin embriyonun gömülmesi için uygunluğu.



Embriyonun gebelik için uygunluğu ‘Genetik Dengeleme' olarak adlandırdığımız bir özel ilaç tedavisi ve laboratuvar analizleriyle değerlendiriliyor. Burada embiryoların daha iyi gelişmesi ve en iyisinin bulunabilmesi için bireyye özel ana rahmi vazifesini yapan dolaplar ve video izleme sistemleri kullanılıyor. Bu yöntemle sağlıklı embriyolar seçilebiliyor.



Daha geleceğe gidilerek bu embriyoların genetik tahlileri düzenleniyor ve gebelik oluşturmaya en yakın olanlar ayrılabiliyor. Tabii bu seçilmiş embriyoları istenilen sürelerde 'vitrifikasyon' olarak adlandırılan dondurma metodu ile sonradan kullanılmak üzere saklanabiliyor. Böylece en yüksek gebelik şansı verebilecek embriyolar seçilmiş ve tüp bebek tedavisi için kullanılabilecek duruma getirilmiş oluyor.Ancak en iyi embiryo bulunsa dahi rahim içinin gebeliğe müsait ve öbür deyişle hazır olması gereklidir.



Rahim içi uygunluğunu neler bozar?



Rahim içini döşeyen endometrium olarak adlandırılan tabakada sorun varsa embriyonun tutunması, gebeliğin gelişmesi mümkün olmayabiliyor. Bu durumlarda gebelik oluşsa dahi düşük yapma riski yüksek oluyor. Sonuçta sağlıklı bebek doğurma şansı yine düşük kalıyor. Rahim içi yapısını bozarak gebeliği manileyen durumlardan en ehemmiyetlisi rahim içine embiryonun gömülmesini ve tutunmasını sağlayan bağışıklık sistemi hücrelerinin dengesinin bozulması ve embriyoya gebelik oluşturabilmesi için kafii desteği verememesi. Rahim içi hücre bağışıklık dengesinin bozulması:



- Genetik yetersizlikler,



- Bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıklar ve kan pıhtılaşma arızaları,



- Polikistik over hastalığı ve obesite



- Çukulata kistleri,myomlar



- Kullanılan yumurta geliştirici ilaçlara bağlı olarak oluşan gelişme uygusuzlukları,



- Rahim anomalileri ile ilgili olabilir.



Rahim içi zarındaki sorunlara karşı tedavi yöntemleri var mı?



Evet, buna yönelik bazı yeni tedaviler var. Bu tekniklerin bir kısmı yukarıdaki sebeblerle oluşmuş tüp bebek tedavisi başarısızlıklarında  gebelik şansını artırabiliyor. Rahim içine özel optik sistemler yardımı ile uygulanan ‘Nadas Tekniği’, ‘Kumulus Hücreleri Embiryo Desteği’, ‘Rahim İçi Uygunluk Testi’  ve Özellikle ‘Doğurganlık Aşısı ‘olarakta bilinen rahim içinin bağişiıklık sisteminin dengelenmesi yeni teknikler.



Örneğin bizim 200 olgu   üzerinde test edilmiş ve  yayınlanmış olan bir yöntemimiz var. 'Doğurganlık aşısı' olarak adlandırılan bu teknik tüp bebek tedavisinin başarısını artırabiliyor. Özellikle daha evvelden 2 ve üzerinde tüp bebek uygulamasına rağmen gebe kalamamış veya gebe kalmasına rağmen düşük yapmış kadınlarda etkili oluyor. Tedavinin geliştirilmiş şeklini  son hazırlıkmızda  daha evvelden 3 ve üzeri başarısız tüp bebek tedavisi geçirmiş 186 kadın hazırlık grubuna alındı.Doğurganlık aşısı tedavisi alan hastaların sonuçları kontrol grubu ile karşılaştırıldı.



Sonuçlar, tedavi edilen  hastaların gebelik oranında öbür hastalara kıyasla istatistiksel olarak ehemmiyetli çok artış olduğunu göstermektedir. Bağışıklık sistemi dengelenmesi düzenlenen daha evvelden 3 ve üzerinde tüp bebek başarısızlığı olan 90 hastada tedavi başarısı % 42.5, tedavi yapılmayan grupta ise % 24.2 olarak bulunmuştur.



Doğurganlık  aşısı uygulaması düzenlenen hastalarda düşük yapma olasılığı % 17.9 ,eve canlı çocuk götürme oranı % 34.4 olarak bulunmuştur. Tedavi edilmeyen grupta ise düşük oranı % 41.6 ,eve çocuk götürme şansı % 14.1 olarak elde edilmiştir. Sonuçlar rahim zarı problemi olan kadınlarda doğurganlık aşısının gebelik oranlarını 2 kez arttırdığını , düşük oranlarınıda % 60 azalttıgını göstermektedir. Böylece tedavimizin rahim içi zarıyla ilgiki problemi olan kadınlarda  ailenin eve canlı çocuk götürme olasılığını çok ehemmiyetli derecede arttırmış olmaktadır.



'Doğurganlık aşısı' nasıl düzenleniyor?



Kadın adet gördükten sonra tüp bebek tedavisine başlanıyor. Yumurta toplanması sırasında alınan kandan ayrıştırılan “özel onarım” hücreleri ve “bağışıklık sistemi destekleyici” hücreleri laboratuvar ortamında çoğaltılıyor.



Gelişme ortamına beyinden salgılanan Kortikotropin Saldırıcı Hormon (CRH) ilave ediliyor. Bu hormonunda güçlü pozitif etkisi ile gelişen hücreler uyarılıp rahim zarı gömülgenliğini arttıran maddeler ve hormonlar üretiyorlar. Uyarılıp işlenerek elde hücrelerin ürettiği maddeleri, hormonları içeren sıvılar embriyo transferinden 48 saat evvel rahim içine verilerek zarın dengelenmesi sağlanıyor ve embriyoları sağlıklı olarak kabul edebilme yeteneği arttırılıyor.



Genetik olarak iyi olduğu saptanan veya düşünülen embiryolar ise bu işlemi takiben 48 saat içindeki en gömülgenliğin en yüksek olduğu alan üç yönlü ultrasonlarla saptanarak  rahim içine veriliyor.



Böylelikle rahim içinin bağışıklık ve genetik yapısının dengelenmesi sağlananarak gebelik bireyye özel en yüksek şans elde ediliyor. Bu işlem “Genetik Dengelenmiş ve Saklanmış” embriyoların kullanılması ile birleştirildiğinde bireyye özel maksimum başarı şansı elde edilebiliyor ve müsait olgularda gebelik oranları %50 üzerine çıkabiliyor.



Bazı özel durumlarda bu tedaviye alınacak kadınlara özelliklerine göre adetlerinin 8-10 günleri arasında ‘Nadaslama’ tekniği uygulanıyor. Nadaslama, rahim iç duvarının kamerayla denetlenerek buraya düzenlenen özel işlemle rahmin bebeği kabul etmesini sağlamasıdır. Ya da bilhassa daha evvel düşükleri olan kadınlara rahim içini kuvvetlendirmek için G-CSF denilen rahim içi gen ve bağışıklık sistemi dengelemesi yapabilen bir faktör  veriliyor. Yani herşey kisminin ve çiftin özelliklerine,sorunlarına ve ihtiyaçlarına göre ayarlanıyor. Ne noksan ne fazla!


'


Etiketler:?Doğurganlık, Aşısı?, çikolata, ışığı, Kısırlık, Tüp, Bebek, Derneği, Başkanı, Akdeniz, Ülkeleri, Üreme, Yönetim, Kurulu, üyesi, Gürgan, Clinic, Medikal, Direktörü, Prof., Dr., Timur, şansını, İkinci, önemli, ?Genetik, Dengeleme, özel, Burada, Ayrıca, üzere, Böylece, Rahim, Sonuçta, önemlisi, Bağışı

Darbe girişiminin çocuklara etkisi



Ülkemizde son günlerde yaşanan olaylar özellike çocukların üzerinde derin etkiler bırakabilir. Peki darbe girişimi ve diğer gelişmelerin çocuklar üzerindeki etkisi nasıl olur?

Darbe girişimi, yetişkinlere kıyasla çocukları fazla daha çok etkiledi. Uzmanlar,

çocukların soyut düşünme yeteneği gelişmediği için travmayı yetişkinlerden daha farklı yaşadıklarına dikkat çekerek, “Çocuklar bilhassa muharebe ve ölüm ile ilgili temaları anlamakta zorlanıyorlar. Bu sebeble yaşananları aktarma konusunda titiz davranılması gerekiyor” uyarısında bulunuyor.

Uzman Klinik Psikolog Esma Uygun, son günlerde toplumun her kesiminde görülen endişe, kaygı ve belirsizlik gibi durumların çocuklar üzerinde de ehemmiyetli etkiler bıraktığını duyuruldu. Uygun, şunları söyledi:

“Gündemdeki son gelişmelere, medya yoluyla ya da fiili olarak maruz kalan herkes derinden etkilenmiş durumda. Birçok şahsın gündeminde, yaşadığı korku ve ileriye dair belirsizlik var. Belirsizlik oluşturan durumlar insan için en ehemmiyetli kaygı kaynağıdır. Bu sebeble yetişkinler olarak baş etmekte zorlandığımız bu belirsizlik durumu, çocuklar için başa çıkılması fazla daha güç bir kaygı kaynağıdır.

Bu sebeble yaşanan ya da maruz kalınan bütün travmatik deneyimlerde olduğu gibi çocukların tepkilerini gözlemlenmeli ve çocuğun ihtiyacına yönelik olarak destek verilmelidir. Korkmuşsa sakinleştirmeli, merak ediyorsa basit cümlelerle açıklanmalıdır.

aşanan bütün travmatik olayların ardından her kişide olduğu gibi çocuklarda da farklı tepkiler ortaya çıkarabilir. Uykuya geçmede sıkıntı, kâbuslar, alt ıslatma, öfke, huzursuzluk, anneden ayrılamama, yalnız yatamama gibi tepkiler gösterebilirler. Tabii pasiflik ve belirgin sessizlik hali de kaygının işaretlerinden olabilmektedir. Yetişkinler korkularını daha basit ifade edebilirler. Başa çıkma becerileri ise çocuklardan daha gelişmiştir. Çocukların soyut düşünme yeteneği gelişmediği için travmayı yetişkinlerden daha farklı yaşamaktadırlar."

Çocukların bilhassa muharebe ve ölüm ile ilgili temaları anlamakta zorlandıklarını ve bu sebeble yaşananları aktarma konusunda titiz davranılması gerektiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Esma Uygun, ebeveynlere şu tavsiyelerde bulundu:



•Çocukların duymayacakları şekilde havadisleri takip edin.

•Çocuklarınız bu havadisleri görmüşse ve üzerinde konuşmak isterse dikkatlice dinleyin.

•Ne hissettiklerini anlamaya çalışın ve sorun.

•Korkularına münasebetn ‘saçma’, ‘gereksiz’, ‘korkma’ gibi kelimeler kullanmayın. Korktuğunu anladığınızı belirtin.

•Böyle bir pozisyonda korkunun normal olduğunu ifade edin.

•Her ne olursa olsun yanında ve güvende olduğunuzu söyleyin.

•Soruları varsa dikkatle dinleyin.

•Evladınızdaki kaygı ifade edileri sürüyorsa bir uzmana başvurun.

'


Etiketler:Darbe, çocuklara, Darbe, çocukları, çok, Uzmanlar,çocukların, çekerek, ?Çocuklar, özellikle, ölüm, [300, 250], Gad300250, 0)-;Uzman, Klinik, Psikolog, Esma, Uygun, üzerinde, önemli, şunları, Birçok, Belirsizlik, çıkılması, çocuğun, Korkmuşsa, çocuklarda, çıkarabilir., Uykuya, ıslatma, öfke, Ayrıca,

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Çocuklara dijital ortam uyarısı



Dijital ortam 3 yaşından küçük çocuklara zarar verebilir. Uzmanlar, yeni nesil teknolojik aletlerle vakit geçiren çocuklarda otizm belirtisi görülebileceğini söylüyor. Çocuklara rol model olan anne-babalara da görevler düşüyor.

Akıllı telefon, tablet, televizyon...



Dijital ortamla 3 yaşından evvel tanışan çocuklarda otizm ifade edilerinin görülebildiğini söyleyen Çocuk Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vural, “Dijital ortamla uzun süre temas eden çocukların algılarında gecikme olabiliyor, konuşmalarında gecikme olabiliyor, otizme benzer davranışlar oluşabiliyor. O yüzden çocukları bu aygıtlardan uzak tutmak gerekiyor” dedi.



Uzmanlar, yeni kuşak elektronik aletlerin çocukların beyin gelişimine zarar verebileceğini söylüyor.



Dijital ortamın en ciddi tehlikesinin algı zayıflığı olduğunu dile getiren Prof. Vural, “Çocuklar dijital dünyayla bu kadar temas durumuna geride bıraktıği zaman arkadaş aramıyorlar, etraflarında arkadaş olmuyor, arkadaşları tamamen kullandıkları tabletler ve bilgisayarlar oluyor" diye sözlerine ekledi.



ANNE-BABALAR ROL MODEL OLUYOR



Çocukların 3 yaşından sonra da dijital dünya ile temas süresinin kısıtlı olması öneriliyor.



Buna göre bilgisayar veya tabletle geçirilen süre 1 saati geçmemeli



Elektronik aletlerle zaman geçiren anne ve babaların davranışlarının da çocuk için belirleyici olduğuna vurgu yapan Vural, “Anne ve baba çocuğa rol model oluyor. Bir yemek yiyorsunuz, annenin, babanın, herkesin elinde bir telefon, çocuklar yan tarafta tabletle oynuyor. Anne-babaların da bu dijital dünyayla haşır neşiri azaltması lazım. Kitap okusunlar, dışarı çıksınlar” ifadelerini kullandı.


'


Etiketler:Çocuklara, Akıllı, önce, çocuklarda, Çocuk, Hastalıkları, Uzmanı, Prof., Dr., Mehmet, Vural, ?Dijital, çocukların, Uzmanlar, ?Çocuklar, ANNE-BABALAR, ROL, MODEL, OLUYORÇocukların, öneriliyor.Buna, ?Anne, çocuğa, Bir, Anne-babaların, Kitap, çıksınlar?,

Darbeyi çocuklara açıklarken dikkat!



Darbe girişiminin ardından yaşanan hareketlilik ve şiddet görüntülerinin çocuklar üzerindeki etkilerine değinen Uzman Pedagog Hemşin Adıgüzel, "Çocukları dinleyin ve açıklayın. Sadece bir film demeyin" dedi.



Darbe girişimiyle birlikte yaşanan zorbalık görüntüleri ve toplumun yaşadığı üzücü sürecin çocuklar üzerindeki etkilerine değinen Uzman Pedagog Hemşin Adıgüzel, bilgisayar oyunları ve film sahnelerine benzer görüntülerin günlük olarak gözlerimizin karşı tarafında cereyan ettiği ve havadislerde de gözlendiğüne dikkat çekti.

Adıgüzel, "Çocuklar gördükleri görüntüleri yetişkinlerden daha farklı şekillerde anlamlandırmaktadır. Bu yüzden gazete, bilgisayar, tablet ve televizyonlarda gördükleri görüntüler onları korkutup kaygılandırabilir. Bu çeşit durumlar ileriki süreçlerde farklı psikolojik arızalarıda beraberinde getirebilir" dedi.

Yaşanılan bütün travmatik olaylarda (doğal afet, savaş, ölüm, patlamalar, baskınlar...) çocukların tepkilerini farklı şekillerde gösterebildiklerini belirten Adıgüzel, "Örneğin uyku reddi, kâbuslar, alt ıslatma, öfke, algı ve dikkat sorunları, yalnız yatamama ve farklı korkular bu tepkiler arasında sıralanabilir. Tabii pasiflik, donma ve dalma halleri de dikkat edilmesi gereken işaretçiler olarak sıralanabilir" şeklinde ifade etti.



"ÇOCUKLAR UYUYUNCA İZLEYİN"

Ebeveynlerin bu çeşit durumlarda yatıştırıcı olmaya çalışarak, "Sadece bir filmdi" demelerinin yardımcı olmadığını, ebeveynlerin dikkatli bir yöntem ile konuya yaklaşmaları ve özen göstermeleri gerektiğini belirten Adıgüzel şu konulara dikkat çekti:

  • "Çocuklarınızın yanında bu çeşit havadis ve programları izlemektense, çocuklarınız uyuduktan sonra duymayacakları şekilde havadisleri takip edin. 
  • Çocuklarınız bu havadisleri gördülerse onları dinleyin.
  • Bu görüntülerin onları nasıl etkilediğine kulak verin.
  • Çocuklarınızın sorularını dikkate alın.
  • Duygularını dinleyerek, bu çeşit duyguların doğal olduğunu anlatın.
  • Yanlarında olduğunuzu hissettirin.
  • Uyku evvelsinde sakinleştirici hafif müzikler eşliğinde masallar okuyarak, daha çok zaman ayırın.
  • Gün içerisinde onlarla lego, puzzle gibi oyunlar oynayarak onları dinleyin ve müsait dille sorularını cevaplayın.
  • Korku ve endişelerini yargılamayın; ‘saçma’, ‘gereksiz’, ‘korkma’ gibi kelimeler kullanmayın. Korktuğunu anladığınızı belirtin.


  • Psikolojik ve bedensel tepkileri iyi gözlemleyin.
  • Bir haftalık rasat sonucunda çocuğunuzda korkular, kaygılar, alt ıslatmalar ve gece uykusuzlukları devam ederse bir uzmana başvurun".


'


Etiketler:Darbeyi, çocuklara, Darbe, şiddet, üzücü, üzerindeki, Uzman, Pedagog, Hemşin, Adıgüzel, önünde, çekti.Adıgüzel, Çocuklar, şekillerde, -(doğal, ölüm, çocukların, Örneğin, ıslatma, öfke, Ayrıca, şeklinde, UYUYUNCA, İZLEYİNEbeveynlerin, çalışarak, Sadece, şekilde, özen, şu, çektiÇocuklarınızın, çocukla

Çocugunuz için cimnastik ve bale kursları

Adana Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde 'İl Spor Merkezleri' kapsamında açılan cimnastik ve bale kursları sürat kesmeden sürüyor.



Cimnastik Bölge Antrenörü Gözde Güngör Sağındık, Menderes Spor Salonu bünyesinde olan cimnastik idman salonundaki hazırlıklara, haftanın 5 günü 4-14 yaş grubu aşağı yukarı 900 kursiyerin katıldığını duyuruldu.



Ücretsiz olan kurslara katılımın daimi arttığını ifade eden Güngar Sağındık, "Ailelerin çocuklarını küçük yaşlarda spora yönetmesi çok ehemmiyetli. Cimnastik öbür sporların temelini oluşturuyor. Hangi sporu yaparsanız yapın, elbette cimnastik öğrenmelisiniz. Adana olarak yetenekli sporculara sahibiz ve cimnastik branşında oldukça iyi konumdayız. Burada kursiyerlere temel cimnastik ve bale eğitimi uyguluyoruz." dedi.



Sağındık, "İl Spor Merkezi'ne gelen öğrenciler hem eğlenip hem öğreniyorlar. 5-6 yaşındaki çocukları çok sıkmadan, eğlenebilecekleri şekilde oyunsal programlar uyguluyoruz. Bu sayede en üst düzeyde verim alıyoruz. Antrenmanlarımız çok zevkli geçiyor. Kursta başarı gösteren yetenekli sporcuları kulüplere kazandıracağız. Lisanslı sporcu sayımız artacak." diye sözlerine ekledi.



Güngör Sağındık, tesis ve malzeme konusunda desteğini esirgemeyen, fırsat buldukça hazırlıkları yakından izleyen Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Abdulkadir Ataşbak'a da teşekkür etti.Adana Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde 'İl Spor Merkezleri' kapsamında açılan cimnastik ve bale kursları sürat kesmeden sürüyor.



Cimnastik Bölge Antrenörü Gözde Güngör Sağındık, Menderes Spor Salonu bünyesinde olan cimnastik idman salonundaki hazırlıklara, haftanın 5 günü 4-14 yaş grubu aşağı yukarı 900 kursiyerin katıldığını duyuruldu.



Ücretsiz olan kurslara katılımın daimi arttığını ifade eden Güngar Sağındık, "Ailelerin çocuklarını küçük yaşlarda spora yönetmesi çok ehemmiyetli. Cimnastik öbür sporların temelini oluşturuyor. Hangi sporu yaparsanız yapın, elbette cimnastik öğrenmelisiniz. Adana olarak yetenekli sporculara sahibiz ve cimnastik branşında oldukça iyi konumdayız. Burada kursiyerlere temel cimnastik ve bale eğitimi uyguluyoruz." dedi.



Sağındık, "İl Spor Merkezi'ne gelen öğrenciler hem eğlenip hem öğreniyorlar. 5-6 yaşındaki çocukları çok sıkmadan, eğlenebilecekleri şekilde oyunsal programlar uyguluyoruz. Bu sayede en üst düzeyde verim alıyoruz. Antrenmanlarımız çok zevkli geçiyor. Kursta başarı gösteren yetenekli sporcuları kulüplere kazandıracağız. Lisanslı sporcu sayımız artacak." diye sözlerine ekledi.



Güngör Sağındık, tesis ve malzeme konusunda desteğini esirgemeyen, fırsat buldukça hazırlıkları yakından izleyen Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Abdulkadir Ataşbak'a da teşekkür etti.'


Etiketler:Adanada, Cimnastik, Bale, Spor, Okulları, Kursları, Devam, Ediyor, Adana, Gençlik, Hizmetleri, İl, Müdürlüğü, Merkezleri, Bölge, Antrenörü, Gözde, Güngör, Sağındık, Menderes

Çocuklar tiyatro kursları başladı.

Çukurova Belediyesi Tiyatro Müdürlüğü uzman eğitmenleri tarafından Orhan Kemal Kültür Merkezi'nde verilen tiyatro kursları başladı.



Kurslar 7-12, 13-17 ve 18-45 yaş aralığındaki üç yaş grubuna veriliyor. Haftada 3 gün gündüz ve akşamları ders alan kursiyerlere, diksiyon, oyunculuk ve drama sanat dallarında eğitimler veriliyor. Kursiyerler güzel, etkili ve doğru konuşma, beden dili, fonetik, yoğunlaşma, diyafram tekniği, doğru nefes alma, sesi iyi kullanma, hitabet, konuşma teknikleri, tonlama, vurgulama konularında uygulamalı eğitim alıyor. Üç ay sürecek kurslara başvurular ay sonuna kadar sürdürecek. Kayıt yaptırmak isteyenlerin Çukurova Belediyesi Tiyatro Müdürlüğüne başvuruda bulunmaları gerekiyor. Kursların sonunda, yetenekli olduğu anlaşılan kursiyerler, sezon önün de sergilenmek üzere bir tiyatro oyunu sahneleyecek. Kursta başarılı olan bütün kursiyerlere sertifika verilecek.



Doğu Akdeniz Belediyeler Birliği (DABB) ve Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin, sanat ve kültürle iç içe bir Çukurova için çalıştıklarını kaydederek, " Çukurova kültür ve sanatla iç içe bir ilçe oldu. Kış, yaz, sonbahar, ilkbahar, tatil demeden, 7'den 77'ye herkesi sanatla buluşturuyoruz. Adana halkı, yaz zamanında tertiplediğimiz kurslarımıza yoğun ilğilendi. Yaz dönemi tiyatro kurslarımızda, konusunda birikimli ve uzman eğitmenlerimizle, yüzlerce yurtdaşımıza kurs vermeye ediyoruz" dedi. - ADANAÇukurova Belediyesi Tiyatro Müdürlüğü uzman eğitmenleri tarafından Orhan Kemal Kültür Merkezi'nde verilen tiyatro kursları başladı.



Kurslar 7-12, 13-17 ve 18-45 yaş aralığındaki üç yaş grubuna veriliyor. Haftada 3 gün gündüz ve akşamları ders alan kursiyerlere, diksiyon, oyunculuk ve drama sanat dallarında eğitimler veriliyor. Kursiyerler güzel, etkili ve doğru konuşma, beden dili, fonetik, yoğunlaşma, diyafram tekniği, doğru nefes alma, sesi iyi kullanma, hitabet, konuşma teknikleri, tonlama, vurgulama konularında uygulamalı eğitim alıyor. Üç ay sürecek kurslara başvurular ay sonuna kadar sürdürecek. Kayıt yaptırmak isteyenlerin Çukurova Belediyesi Tiyatro Müdürlüğüne başvuruda bulunmaları gerekiyor. Kursların sonunda, yetenekli olduğu anlaşılan kursiyerler, sezon önün de sergilenmek üzere bir tiyatro oyunu sahneleyecek. Kursta başarılı olan bütün kursiyerlere sertifika verilecek.



Doğu Akdeniz Belediyeler Birliği (DABB) ve Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin, sanat ve kültürle iç içe bir Çukurova için çalıştıklarını kaydederek, " Çukurova kültür ve sanatla iç içe bir ilçe oldu. Kış, yaz, sonbahar, ilkbahar, tatil demeden, 7'den 77'ye herkesi sanatla buluşturuyoruz. Adana halkı, yaz zamanında tertiplediğimiz kurslarımıza yoğun ilğilendi. Yaz dönemi tiyatro kurslarımızda, konusunda birikimli ve uzman eğitmenlerimizle, yüzlerce yurtdaşımıza kurs vermeye ediyoruz" dedi. - ADANA'


Etiketler:Çukurovadan, Ücretsiz, Tiyatro, Kursları, Çukurova, Belediyesi, Müdürlüğü, Kemal, Kültür, Merkezinde, 7-12, 13-17, 18-45, üç, Haftada, Kursiyerler, Üç, Kayıt, Müdürlüğüne, Kurslar

7 Temmuz 2016 Perşembe

Spina bifida neden olur?



Doç. Dr. Neşe Özkayın, bebeklerde tedavi edilmeyen spina bifida hastalığının organ kaybı ve felce neden olduğu bildirildi.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalı Başkanı ve Türkiye Spina Bifida Derneği Edirne Temsilcisi Doç. Dr. Neşe Özkayın, bebeklerde tedavi edilmeyen spina bifida hastalığının organ kaybı ve felce neden olduğu bildirildi.




Özkayın, üniversitenin başhekimlik toplantı salonunda yaptığı açıklamada, spina bifidanın gebeliğin erken zamanında kapanması gereken omuriliği kaplayan zarın kapanmaması anlamına geldiğini duyuruldu.



Hastalığın halk arasında bel açıklığı olarak adlandırıldığını da aktaran Özkayın, "Türkiye'de aşağı yukarı 10 bin bireyde olduğu düşünülüyor. Ülkemizdeki bebeklerde görülme olasılığı binde üçtür. Yani ülkemizde sıklıkla görülen bir hastalıktır. Nedeni henüz belli değildir. Genellikle kalıtım ve çevresel faktörlerin etkisi olduğu düşünülmektedir. Yeni doğan bebekte tespit edilen spina bifida tedavi edilmediğinde organ kayıpları ve ilerleyen süreçte felce kadar götürmektedir" diye sözlerine ekledi.



Annedeki folik asit noksanlığının spina bifidanın ortaya çıkmasında etkili olduğunu dikkati çeken Özkayın, şunları kaydetti:



"Bu vitaminin bununla birlikte beyaz ırk, ailede benzer hastalıklar varlığı, annenin kullandığı havaleyi önleyici ilaçlar ayrıca annenin şeker hastalığı ve şişmanlık bu hastalığın risk faktörlerindendir. Bel açıklığı tedavi edilmediğinde bebekte organ kaybı, idrar yollarının sağlıklı hazırlıkması, felç, fiziksel ve nörolojik problemler, beyinde sıvı birikimi, menenjit, cilt sorunları ve depresyonlar ortaya çıkar.



Gebelik evvelsi ve gebeliğin ilk üç ayında en az bir ay olmak üzere ek folik asit takviyesi bebeklerdeki hastalık gelişimi riskini büyük ölçüde azaltır. Bu sebeble gebeliğin erken zamanında folik asit almak ehemmiyetlidir. Bir B vitamini çeşidi olan folik asit, ekmek, makarna, pirinç, kahvaltılık tahıllarda bulunmaktadır."


'


Etiketler:Spina, Trakya, Üniversitesi, -(TÜ)-, Tıp, Fakültesi, Hastanesi, Çocuk, Nefrolojisi, Bilim, Dalı, Başkanı, Türkiye, Spina, Bifida, Derneği, Edirne, Temsilcisi, Doç., Dr., Neşe, Özkayın, [300, 250], Gad300250, 0)-;Özkayın, üniversitenin, Türkiyede, Ülkemizdeki, üçtür., Yani, ülkemizde, Nedeni, Genelli

Hamilelere terör uyarısı



Terör haberlerini izlemek hamilelerde nelere sebep oluyor





Uzmanlar, hamilelerin ve tüp bebek tedavisi gören anne adaylarının terör havadislerini izlememelerini, okumamalarını ve dinlememelerini istiyor. Terör saldırısından etkilenen ya da saldırıya tanık olan anne adaylarının ise elbette psikolojik destek alması gerekiyor.




Terör olaylarının, hamileler ve tüp bebek tedavisi gören anne adayları açısından kritik ehemmiyete sahip olduğunu dikkati çeken Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, anne adaylarını bekleyen tehlikeler ve alınması gereken önlemler konusunda ehemmiyetli bilgiler verdi:



YUMURTLAMA FONKSİYONUNUN BOZULMASINA NEDEN OLUR

“Kadında terör faliyetleri nedeniyle oluşan depresyon ve kaygı arızaları beyinde hormonları tertipleyen bölümleri etkileyerek adet döngüsünün bozulmasına yol açabilir. Bu da yumurtlama fonksiyonunun bozulmasına neden olur.



BEBEĞE DAHA AZ KAN VE OKSİJEN GİDER

Uzun süren stress halinde, vücudunuz “savaş ya da savaş” moduna girer. Herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızda tepe noktasına ulaşan kortizol ve benzer hormonlar kanda artmaya başlar. Bu hormonlar kan basıncını artırır.



Annede artan kan basıncı, damarlarda daralmaya yol açarak, bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olur. Bebeğin gelişimi yavaşlar.



ERKEN DOĞUM RİSKİ VAR

Eğer stress ile başa çıkabilir ya da uzaklaşabilirseniz, oluşan reaksiyon geriler ve vücudunuz dengeye geri döner. Aksi olursa stress, vücutta iltihabi cevabı tetikler ve aşırı aktif duruma getirir. Aynı zamanda bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek, dış etkenlere duygulu duruma getirir. Rahim içinde kolayca enfeksiyon gelişir ve erken doğum ya da düşük doğum tartılı bebek sahibi olma olasılığı artar. Erken ve küçük doğan bebekler de ilerde sağlık sorunları açısından artmış riske sahiptir.



BEBEĞİN BEYİN GELİŞİMİNİ ETKİLER 

Özellikle ilk üç ayda yaşanan kronik stress, mümkün erken doğum için ehemmiyetli bir sebeptir.

Kronik stress, bebeğin beyin gelişimini etkileyerek ilerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi davranış sorunları oluşturabilir.



DÖLLENMİŞ EMBRİYO RAHME TUTUNAMAYABİLİR

Kronik hal alan depresyon halinde aşırı sayıda salgılanan stress hormonları kanlanmayı bozarak döllenmiş embriyonun rahme tutunmasını bile olumsuz etkileyebilir.



Bu yüzden hamileler ve tüp bebek tedavisi gören anne adaylarının terör havadislerinden mümkün olduğunca uzak kalmasını sağlamak gerekir. Terör saldırısından etkilenen ya da saldırıya tanık olan anne adaylarının ise psikolojik destek alması şarttır.



PSİKİYATRİST YA DA PSİKOLOG İSTİHDAM EDİLMELİ

Bir destek planı oluşturarak bu konuda eş ve ailenin olaya olumlu katkılarının oluşturulması sağlanmalıdır. Çiftler, gerekirse profesyonel yardım alma konusunda cesaretlendirilmelidir. Bu konuda üreme sağlığıyla uğraşan hekimlere büyük sorumluluklar düşüyor. Tabii kamu ve özel sektördeki tüp bebek merkezlerinde psikiyatrist ya da psikolog istihdam edilmeli.”



İSTANBUL, Ankara, Kilis, Hatay VE Güneydoğu’DAKİ KADINLAR...

Op. Dr. Betül Görgen, terör saldırısı endişesinin yaşandığı İstanbul, Ankara; Suriye’den gelen füzelerin düştüğü Kilis ve Hatay ile terör operasyonlarının sürdüğü Güneydoğu illerindeki hamilelerin ve tüp bebek tedavisi gören anne adaylarının yakından takip edilerek profesyonel destek verilmesi gerektiğini açıkladı.





Op. Dr. Betül Görgen / Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı:

SAATLERCE İZLİYORUZ, PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR ARTMA EĞİLİMİNDE

“Son yıllarda dünyanın her yerinde ve kendi ülkemizde gittikçe artan sıklıkta meydana gelen ve korkunç sonuçlara yol açan terör olayları, hem ruhsal hem de akıl sağlığımızı derinden etkiliyor.

Bu olaylar doğal olarak geniş bir yöntem ile medyada yer buluyor ve farkına bile varmadan saatlerce izliyor, dinliyor ve okuyoruz. Tüm bunlar bizi daha da korunmasız ve duygulu duruma getiriyor.



Yurtdışında düzenlenen araştırmalar, terör ve zorbalık olaylarının, bilhassa kişilerin ruh sağlığı üzerinde yaptığı etkileri açıkça gösteriyor. Depresyon ve kaygı arızaları en sık karşılaştığımız etkilerden. Olaylara ve saldırılara direkt tanık olanlarda ya da olayların sık sık yaşandığı bölgelerde yaşayan insanlar arasında psikiyatrik arızalar giderek artma eğilimi gösteriyor.



Medyanın yarattığı bulaşıcı etki, insanları nerde yaşarsa yaşasın kolayca bu kaygılı ve depresif ruh durumuna sokmakta, güvensizlik ve ileriye dair umutsuzluk hissi gitgide büyümekte.



Her kişiin stresse karşı geliştirdiği ruhsal tepki ve reaksiyonlar farklı olmakla birlikte bilhassa kadınlar duygusal açıdan daha duygulu yapıda olduklarından, depresyon, gerilim ve kaygı gibi sorunları fazla daha sık ve yoğun yaşıyor. Bu yüzden hamileler ve tüp bebek tedavisi görenler terör havadislerini izlememeli.”




'


Etiketler:Hamilelere,  Uzmanlar, Terör, [300, 250], Gad300250, 0)-;Terör, öneme, Kadın, Hastalıkları, Doğum, Tüp, Bebek, Uzmanı, Op., Dr., Betül, Görgen, önlemler, önemli, FONKSİYONUNUN, BOZULMASINA, NEDEN, OLUR?Kadında, DAHA, KAN, OKSİJEN, GİDERUzun, ?savaş, Herhangi, Bebeğin, DOĞUM, RİSKİ, VAREğer, çıkabili

1 yaşındaki bebek 4 cm iğne yuttu



Çin'de iğne yutan 1 yaşındaki bebek acilen hastaneye getirildi, bebeğin boğazına takılan iğne 4 cm olarak ölçüldü.

Daily Mail'de yayınlanan havadise göre, Çin'de 1 yaşındaki bebek 4 cm'lik iğne yuttu. Xi'an adındaki bebek metali yuttuktan saatler sonra hastaneye yetiştirildi.



4 cm'lik iğnenin bir ucu bademciklerine değerken öbür ucu gırtlağındaydı. Acilen çıkarılmazsa iç kanamaya veya enfeksiyona neden olabilirdi. Doktorlar iğneyi çıkarmak için ince, esnek, ucunda kamera bulunan boruyu bebeğin boğazına sokarak endoskopi işlemini gerçekleştirdi.






Operasyon bebeğin çığlıkları arasında sadece 30 saniye sürdü. Yapılan açıklamaya bakılırsa bebeğin durumu iyi.



Yabancı cisim yutma vakaları genellikle 3 yaşından küçük çocuklar arasında gerçekleşiyor. Bozuk nakit ve kılçık en fazla karşılaşılan yabancı cisimler. Normalde cisimler, doğal yollarla atılabiliyor fakat ince ve sivri cisimler organlara batabiliyor. Cisim, endoskopiyle alınamayacak kadar büyükse ameliyat gerektiriyor.



Duygu Bay


'


Etiketler:Daily, Mailde, Çinde, Xian, Acilen, çıkarılmazsa, Doktorlar, çıkarmak, [300, 250], Gad300250, 0)-;Operasyon, çığlıkları, Yapılan, çocuklar, Bozuk, çok, Normalde, Cisim, Bay,

Hamilelikte hangi vitaminler alınmalı?



Folik Asit ve B12 hamilelikte zararlı mı?

Yapılan araştırmalara göre, kanlarında yüksek seviyede folik asit tespit edilen kadınların çocuklarında otizm riski 2 kat, B12 seviyesi yüksek bulunan kadınların çocuklarında ise 3 kat artıyor.






Tüp Bebek ve Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, “Gebelik zamanında dengeli beslenmeye ek olarak bazı vitamin ve minerallerin alınması yararlı olmakla beraber, bilinçsizce aşırı vitamin kullanımı yarar yerine zararlı olabilir. Bu sebeble gebeliğin ilk dönemlerinde düzenlenecek bir testle kandaki B12 vitamini seviyesine bakılmalı, bilinçsiz folik asit takviyesi alınmamalıdır” diyor.



Vitamin noksanlığının bununla birlikte, aşırı vitamin tüketimi de gebelik zamanında bebek için büyük tehlikeler doğurabiliyor. ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nde düzenlenen bir araştırma, annenin kanındaki folat düzeyinin 59 nanomol/ litreden (Nmol/ L) yüksek ve B12 vitamini düzeyinin 600 pikamol/ litre (Pmol/L) seviyesinin üzerinde olması, doğacak çocukta otizm riskini 17 kattan çok artırdığını gösterdi.



ABD’de 1400’e yakın anne adayı üzerinde 5 yıl süren araştırmanın sonuçlarından yola çıkarak ehemmiyetli bilgiler veren Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Tüp Bebek ve Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, gebelik zamanında sağlıklı beslenmenin sihirli bir formülü olmadığını dikkati çekerek şu tespitlerde bulundu:



DİYETE GEBELİK ÖNCESİNDE BAŞLANMALI

Hiç şüphesiz besleyici ve iyi dengelenmiş bir Diyet programı, gelişmekte olan bebeğinize vereceğiniz en ehemmiyetli hediyelerden biridir. Aslında, gebelik evvelsi sağlıklı bir beslenme programı uygulamaya başlamak ve gebelik boyunca sürdürmek daha idealdir.



GEREKSİZ STRES AŞIRI VİTAMİN TÜKETİMİNE YOL AÇIYOR 

Sağlıklı beslemenin temel prensipleri gebelik boyunca da aynıdır, değişmez. Ancak pek çok anne adayı bu dönemde beslenme konusunda lüzumsuz bir strese girmekte ve çoğu kez belirsiz kaynaklardan edindikleri bilgilerle bazı besinleri ve vitaminleri aşırı tüketmektedir.



OTİZM RİSKİNİ 17 KAT ARTIYOR

Gebelikte kafii sayıda vitamin desteği almanın çocuklarda otizm riskini düşürdüğünü bilinen bir gerçek. Oysaki yakın zamanda düzenlenen araştırmalar, gebelik boyunca kandaki B12 vitamini ve folik asit (folat/B9 vitamini) seviyesindeki yüksekliğin, bebekte otizm riskinde belirgin artışla münasebetli olduğunu göstermiştir.

Johns Hopkins Üniversitesi’nde 1998-2003 yılları arasında doğum yapan 1391 anne ve çocuğu, kanlarındaki yüksek folat seviyesi açısından denetlenmiştir. Annelerden doğum sonrası 1-3 gün içinde bir kez kan alınarak ölçümler yapılmıştır. Doğum sonrası bebekler çocukluk dönemli olduğuna kadar takip edilmiştir.



Araştırmada kanlarında yüksek seviyede folat (B9 vitamini) tespit edilen kadınların çocuklarında otizm riskinin 2 kat, B 12 seviyesi yüksek bulunan kadınların çocuklarında ise otizm riskinin 3 kat arttığı görülmüştür. Her iki vitaminin de kandaki seviyeleri aşırı derecede yüksek bulunan kadınların çocuklarında ise otizm riskinin 17.6 kat daha çok olduğu ortaya çıkmıştır. Bu hazırlıknın sonucunda da gözlendiğü gibi, gebelik zamanında dengeli beslenmeye ek olarak bazı vitamin ve minerallerin alınması yararlı olmakla beraber, bilinçsizce aşırı vitamin kullanımı yarar yerine, zararlı olabilmektedir. Diğer konularda olduğu gibi beslenme ve vitamin desteği konusunda elbette takip eden doktora danışarak hareket etmek en doğrusudur.



İLK 12 HAFTA 400 MİKROGRAM ALINMALI

Folik asit kullanımına gebe kalmadan 1 ay evvel başlanır ve gebeliğin ilk 12 haftası boyunca günde 400 mcg (mikrogram) olarak devam edilir. Hamile kalınmadan evvel ve hamile kalındıktan sonra folik asidin kullanılması bebekte oluşabilecek beyin ve omurilik hastalıklarını yüzde 70 oranında azaltmaktadır. Aynı zamanda hücre büyümesinde ve organ gelişiminde de ehemmiyetli rol oynamaktadır.



GÜNDE 1000 MCG’DEN FAZLASI TEHLİKELİ

Gebelik esnasında ne ülkemizde ne de dünyada kanda folik asit ölçümünün yapılması gerekliliği yoktur. Çünkü gerek folik asit (B9) vitaminlerinin doğal besinlerden oluşan sağlıklı bir diyetle alınması, hiçbir zaman kanda aşırı seviyelere çıkmasına neden olmaz. Kandaki aşırı yüksek düzeyler, genelde ilaç şeklinde bulunan sentetik formların, gerekenden çok tüketilmesinden dolayıdır.



Günde 1000 mikrogramın üzerinde folik asit tüketilmesi riskli olabilir. Yeşil yapraklı sebzeler, et, yumurta ve yoğurtla sağlıklı şekilde beslenerek günde 1000 mikrogram folik asit seviyesinin aşılması, çok mümkün değildir. Doktor tarafından önerilmediyse piyasada ki 5 mg’lık folik asit tabletlerinin uzun süre tüketilmesi riskli olabilir. Bu yüzden gebeliğin ilk zamanında düzenlenen kontroller ve doğru bilgilendirme büyük ehemmiyet taşır. Folik asit fazlalığının yarattığı öbür bir problem, B12 vitamini noksanlığının saptanmasını maskelemesidir.



MUTLAKA B12 SEVİYESİNE BAKILMALI

B12 vitamini ise, sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin oluşumu için gereklidir. Karaciğer, böbrek, sığır eti, yumurta, süt, peynir ve balık, B 12 vitamini içeren besinler arasındadır. Mayalı soya ürünleri ve deniz yosunu da B 12 vitamini bulunan yiyecekler arasındadır.

B12 vitamini eksikliği bilhassa vejetaryen beslenme şekli olanlarda sık görülür ve kansızlığa yol açar. Gebelik esnasında kanda elbette B12 seviyesine bakılmalıdır.



FAZLA KİLOLARIN GÜNAH KEÇİSİ VİTAMİNLER 

Bizim kültürümüzde gebelik, ‘canının her çektiğini biraz da ölçüsüzce tüketmek’ anlamına geldiğinden, kilo kontrolü yapılması da zor olmaktadır. Hatta çoğu kez alınan kilolardan vitaminler ve onlardan ötürü artan iştah mesul tutulmaktadır.



B12 EKSİKLİĞİ VEJETARYENLERDE SIK GÖRÜLÜYOR

B12 vitamini, sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin oluşumu için gereklidir. Karaciğer, böbrek, sığır eti, yumurta, süt, peynir ve balık, B 12 vitamini içeren besinler arasındadır. Mayalı soya ürünleri ve deniz yosunu da B 12 vitamini bulunan yiyecekler arasındadır.

B12 vitamini eksikliği, bilhassa vejetaryen beslenme şekli olanlarda sık görülür ve kansızlığa yol açar. Gebelik esnasında kanda elbette B12 seviyesine bakılmalıdır. Biz ülkemizde gebelikte B12 seviyesine bakıyoruz ve genellikle beslenme alışkanlığına bağlı olarak düşük seviyelerle karşılaşıyoruz.



GEBELERDE DEMİR EKSİKLİĞİNE HALA SIK RASTLANIYOR 

Türkiye’de günümüzde geçmiş yıllara göre gebeler beslenme ve vitamin kullanımı konusunda daha bilinçli. Ama yine de protein alımı ve hayvansal besin (özellikle et ve balık) tüketimi hala kafii düzeyde değil. Bu sebeble de demir eksikliği anemisi gebelerde çok sık görülüyor.



KUTU… GEBELİKTE ALINMASI ÖNERİLEN VİTAMİN VE MİNERALLER (GÜNLÜK)

• 400 mcg (mikrogram) folik asit

• 400 IU D vitamini (10 mcg D vitamini)

• 200 - 300 mg kalsiyum

• 70 mg C vitamini

• 3 mg B1

• 2 mg B2

• 20 mg B3

• 6 mcg B 12 vitamini

• 10 mg E vitamini

• 15 mg çinko

• 17 mg demir

• 150 mcg iyot



KUTU… FOLİK ASİTTEN ZENGİN YİYECEKLER (YÜKSEK MİKTARDAN AZA SIRAYLA) 

• Karaciğer

• Yeşil yapraklı sebzeler (Ispanak, semizotu, tere, roka, marul, maydanoz)

• Diğer organ etleri

• Kırmızı et

• Kuru baklagiller

• Yumurta

• Yoğurt

• Süt

• Tam taneli tahıllar (buğday, çavdar v.b.)




'


Etiketler:Hamilelikte, Yapılan, çocuklarında, B12, [300, 250], Gad300250, 0)-;Tüp, Bebek, Kadın, Hastalıkları, Doğum, Uzmanı, Op., Dr., Betül, Görgen, ?Gebelik, ABD?deki, Johns, Hopkins, Üniversitesi?nde, -(Nmol/, L)-, 600, -(Pmol/L)-, üzerinde, çocukta, 1400?e, çıkarak, önemli, Medical, Park, Göztepe, Hastan