23 Ağustos 2016 Salı

Güvensiz ürünlere ceza yağdı

Bilgi:Güvensiz ürünlere ceza yağdı

Oyuncak, ayakkabı ve çocuk bakım ürünlerinin de aralarında yer aldığı 3 bin 125 ürünün, tüketiciler için "güvensiz" olduğu tespit edildi. Güvensiz ürün satanlara yılın ilk yarısında 642 bin lira para cezası verildi.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü ekipleri, insan sağlığı, can ve mal güvenliği ile çevre bakımından güvenli olmadığı tespit edilen güvensiz ürünlerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirdiği denetimlerine sürat verdi. Bu çerçevede birçok alanda doğrudan muhtelif testler yapan ekipler, yılın ilk 6 ayında piyasadaki toplam 289 bin 106 ürünü inceledi. En fazla denetim, aşağı yukarı 117 bin ürünle tekstil ve 83 bin ürünle oyuncak sektöründe meydana geldi.



Ürünlerden alınan numuneler sonucunda kırtasiyelerde 8, oyuncaklarda 737, ayakkabılarda 189, tekstilde bin 328, bildirime tabi ürünlerde 780, çocuk bakım ürünlerinde 5 ve öbür tüketici ürünlerinde de 78 olmak üzere toplamda 3 bin 125 üründe güvensizlik belirlendi.



Yılın ilk devresinde incelenen toplam bin 469 firmanın 29'unda güvensiz ürün satışının düzenlendiğı belli oldu.



GÜVENSİZ ÜRÜN SATANLARA 642 BİN LİRA CEZA



Ekiplerce düzenlenen denetimler kapsamında, tüketiciler için kullanılması güvenli olmayan ürün satan firmalara toplam 642 bin lira nakit cezası uygulandı.



Güvensizlik tespit edilen ürünlerden en yüksek ceza 283 bin lira ile oyuncak satan firmalarına verilirken, onu, 145 bin lira ile ayakkabı ve 114 bin lira ile çocuk bakım ürünleri satışı yapan şirketler tizledi.



BAKAN TÜFENKÇİ: GÜVENSİZ ÜRÜNE TOLERANS YOK



Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, ürünlerdeki güvensizlik oranının azaltılması ykarşı tarafında gayret gösterdiklerini duyuruldu.



Güvensiz olduğu tespit edilen ürünleri satan firmalara muhtelif yaptırımlar uyguladıklarını belirten Tüfenkci, "Amacımız gerçekleştirdiğimiz denetimlerle yurtdaşların daha güvenli ürün kullanımını sağlamak. Bu konuda kimseye toleransımız yok." dedi.



Bakan Tüfenkci, piyasa gözetimi ve tüketicinin korunması ykarşı tarafındaki hazırlıkların karşımızdaki dönemde yükselerek devam edeceğini kaydetti.


45 günlük bebekten 300 gram kist alındı!

Bilgi:45 günlük bebekten 300 gram kist alındı!

Mersin'de dünyaya gelen Muhammed Ali Adakoğlu adlı bebeğin karın boşluğundan, laparoskopik (kapalı) ameliyatla 10 santim uzunluğunda ve 300 gram ağırlığında kist çıkarıldı.

Umut-Belkız Adakoğlu çiftinin 3'üncü çocuğu olan Muhammed Ali, 1 Temmuz'da dünyaya geldi. Minik bebeğin muayenesini yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Kaleli Babaoğlu, su fıtığı ve kasık fıtığı belirledi. Muhammed Ali'nin fıtık ameliyatı ileri bir tarihe planlandı. Ancak aşağı yukarı bir ay sonra bebeğin sık sık kusmaya başlaması, annesinin dikkatini çekti.



KAPALI AMELİYAT İLE KİST ALINDI



Muhammed Ali'yi tekrar muayene eden Dr. Babaoğlu, sıra dışı bir vaziyet olduğunu anlayınca ultrason çektirdi. Ultrason sonuçlarında, bebeğin karın boşluğunda hızla bir kistin geliştiği gözlendi. Bunun üzerine Küçük Muhammed Ali, henüz 45 günlükken Çocuk Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Cemal Parlakgümüş tarafından ameliyata alındı. Laparoskopik yöntemle düzenlenen ameliyatla, 10 santim uzunluğunda, 300 gram ağırlığındaki kist çıkarıldı. Ameliyatta, minik çocuğun su fıtığı ve kasık fıtığı ameliyatları da düzenlendi.



Umut-Belkız Adakoğlu çifti ve çocukları Muhammed Ali.



"KÖTÜ HUYLU TÜMÖRE DÖNÜŞEBİLİR"



Yrd. Doç. Dr. Cemal Parlakgümüş, operasyonla ilgili şu bilgileri verdi: "Bu türden bir kist, çocuk cerrahisinde nadir görülen bir pozisyondur. Mezenter adı verilen bağırsakların kan ve lenf damarlarını barındıran yağlı bir dokunun içinde bulundukları için mezenter kisti adı verilmektedir. Bu kistler genellikle gerilemezler, büyüme gösterebilirler. Barsak tıkanıklıklarına yol açabilirler. Kötü huylu bütünörlere de dönüşebilirler. Tanı konulduktan sonra çıkarılmaları gerekir. Bu hastada biz bebeğin göbek bölgesinden 1 santim delik açarak laparoskopik yöntemle kisti çıkardık. 1 günde taburcu ettik."


Yemek istemeyen çocuğa ne yapılır?

Bilgi:Yemek istemeyen çocuğa ne yapılır?

Çoğu annenin en sıkıntılı zamanı çocuklarının yemek yemeyi redettiği zamanlardır. Peki uzamanlar böyle durumlarda ne yapmamızı tavsiye ediyor?

Anne ve babanın yeme davranışında etkin rol aldığını ifade eden Psikolojik Danışman Levent Erdem, “Evladının peşinden, elinde tabak ile koşturan ve kaşığın ucundaki yemeği çocuğun ağzına tıkıştırmaya çalışan anneleri görmeyeniniz var mı? Bunu da anne için ye, bu lokmayı da baba için... Anne ve babalar bununla da yetinmiyor ‘Yemezsen üzülürüm, ağlarım’ gibi duygusal şantajlara başvuruyor” derken, bu duygusal baskılar çocuğun ilerideki hayatında anne babayı üzmemek için istemediği, inanmadığı bir davranış yapısını sergilemesi gibi olumsuz izler bırakabilir. Bu çocuklar beklentilerini doğrudan söylemeyen, kendini ifade ederken ilgisiz ve dolaylı yolları kullanan, iletişim problemleri yaşayan yetişkinlere dönüşebilir” şeklinde ifade etti.

"Yememe davranışının sebebi anne ve baba"

Çocuğun yemek yememe davranışının nedeni, şayet tıbbi bir rahatsızlık yoksa, çoğu zaman anne babadır diyen Psikolog Levent Erdem “Bir başka deyişle anne babalar ‘yemeyen’ çocuk davranışına neden oluyor. Bunda bizim kültürünün aşırı sevecen ve korumacı olmasının etkisi de var mutlaka. Gittiğiniz tatil yerlerinde hangi anne ve babaların çocuğun peşinden koşarak ‘hadi çocuğum şunu da ye’ diye dört döndüklerine bakın. Çoğu zaman bizim insanımızdır. Yabancılarda bu durumu daha az görüyoruz. Bundan dolayı anne baba davranışı değişmedikçe çocuğun sorununda da değişiklik olmuyor” dedi

 "Bırakın aç kalsın"

Psikolog Levent Erdem, elinde tabakla saatlerce çocukların peşinde koşan anne ve babaların tabağın yarısındaki yemeği yedirince kendimi mest hissettiğini, çoğunlukla da bu davranışla kendi anneliğini onaylayarak başarılı hissettiğinin vurgulayarak, “Zaman içinde düzenlenen bu hatalı anne baba tutumu, güçlenerek sürdürecek. Ayrılan zaman, dökülen lisan artacak. Tüm bu çabalara paralel, çocuktaki yememe davranışı daha da güçlenecek. Annelere tavsiyemiz, bırakın çocuklar aç kalsın. Elinizde tabakla etrafında dolaşmayın. Sofra tertipinizi kurun ve bu tertip içinde çocuğunuzun mama sandalyesinde bile olsa sofraya gelmesini sağlayın. Masada yemek için aileye bir süre tanıyın. Çocuk yarım saat içinde yemeğini tamamlayıp kalkmıyorsa sofrayı kaldırın. Bir sonraki öğün ya da ara öğüne kadar bir şey vermeyin. Abur cubur yedirmeyin. Gün içinde sabırla bu rutini yeniden edin. Daha sonra o size uymak zorunda kalacak. Bedeni güçsüz kalmaz, acıkınca kendisi yemek yemek isteyecektir merak etmeyin” diye sözlerine ekledi.



"Anne ve baba kendini düzeltmeli"

Anne ve baba tarafından, farkında olmadan ortaya çıkarılan çocuktaki yememe davranışı, gene anne baba tarafından, doğru metot ve davranışlar kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Psikolog Erdem bunun için gerekirse anne babanın doğru davranış için eğitim almasının doğru olacağını, anne babanın tutarlı ve doğru davranışları ile çocuğun sorununun da azalacağını anlattı. Erdem “Bu davranışların çocuk tarafından kullanılmaya başlaması yani ‘yemek yerim ama dilediğimi yaparsanız’ şekline dönmesi çocuk açısından bir uzmana başvurulması zamanının geldiğini gösterir. Bu davranışın düzeltilmemesi yaşam kalitesini ve münasebetlerini zaman içinde bozacak çocuğu ben merkezci ve rüşvetçi bir davranış kalıbına sokacaktır” dedi.



"Ağzındaki lokmayı saatlerce yutmuyorsa intikam almak istiyor"

Ağzına verilen lokmayı yutmayan, saatlerce tutan çocukların ailelerinin dikkatini çekmeye çalıştığını, intikam almak için lokmaları yutmadığını söyleyen Psikolog Levent Erdem, ailenin bir karşı strateji geliştirip sevgi bağını zedelemeden prensip oluşturması gerektiğini duyuruldu.


19 Ağustos 2016 Cuma

Karanlıktan korkan çocuğa nasıl davranılmalı?

Bilgi:Karanlıktan korkan çocuğa yaklaşım nasıl olmalı?

Çocukluk dönemi korkuların başında gelen ve ruh sağlığını derinden etkileyen karanlık korkusu ebeveyn tutumlarına bağlı olarak pekişiyor. Uzmanlar ise korku sürecinin yönetimi konusunda aileleri uyarıyor.

Çocukluk dönemi korkuları doğru şekilde yönetildiğinde kısa zamanda ortadan kaybolurken, yanlış ebeveyn tutumları korkuların ilerleyen yaşlara taşınmasına neden olabiliyor.



Bazı ebeveynlerin çocuğun herhangi bir korkusu olmadığı halde, o uyurken gece lambasını veya koridorun ışığını açık bıraktığını söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Orhan Karaca, yanlış tutumların korkuları yetişkinliğe taşıyacağı uyarısında bulundu.



Karaca, “Böyle durumlarda çocuk karanlığın korkutucu bir şey olduğunu öğrenir. İlerleyen dönemlerde de karanlık odada uyumaktan kaçınabilir. Tabii gece lambasının yaydığı ışıkta çocuklar gölgeleri korkutucu bazı yaratıklara benzeterek endişeye kapılabilirler. Tamamen karanlık olan bir odada ışık oyunlarından doğan benzetmeler olmayacağı için çocuğun korkuya kapılma ihtimali daha azdır. Bu sebeble ailelerin evvellikle kendi endişelerinden kurtulmaları ve korkularını çocuklarına aktardıklarını ayrım etmeleri gerekir. Karanlıktan korkan çocuğun daimi aydınlıkta uyumasına izin vermek çocuğun korkularında haklı olduğunu düşünerek karanlık korkusunu devam ettirmesine neden olur” dedi.

KARANLIK KORKUSU MIZMIZ ÇOCUKLAR YARATIYOR



Karanlıktan korkan çocukların, bu korkularını karanlık odalara girmek istemeyerek, girmeleri gerektiğinde ise muhtelif bahanelere başvurarak belli ettiklerini aktaran Karaca, şöyle devam etti:



“Uyku saatleri yaklaştığında tek başlarına yatmamak için diretir, olumlu dönüş alamazlarsa yatma eylemini muhtelif bahanelerle geciktirirler. Karanlık korkusu ile beraber çocukların ruh hallerinde de değişim gözlenir, sakin yapılı çocuklar mızmız ve huzursuz hallere bürünebilirler. Aileler karanlık korkusuyla aşamalı olarak baş etmeli, problemin bir anda ortadan kalkmayacağını kabullenerek sabırlı davranmalıdırlar. Çocuğa her aşamada korktuğunda yanında olacakları mesajını verebilmeleri ve çocuğun yalnız olmadığını anlamasını sağlamaları korku idareinde büyük ehemmiyet taşıyan hususlardandır.”



KORKAN ÇOCUĞA NASIL DAVRANMALI?



- Çocukların korkuları görmezden gelinmemeli, “korkacak ne var” gibi yorumlarla ehemmiyetsizleştirilmemeli.

- Çocuklar korkularından ötürü küçümsenerek aşağılanmamalı, “kocaman adam oldun karanlıktan mı korkuyorsun” gibi sözlerle çocuğun korkularını ifade edebilme cesareti yok edilmemeli.

- Çocuğun rencide olabileceği ihtimalini göz karşı tarafında bulundurarak problemin başkalarıyla paylaşılmasından ve alaycı ifadelerden kaçınılmalı.

- Korkuların kaynağı araştırılarak aşamalı olarak ortadan kaldırılmalarına çalışılmalı.

- Çocuğun zekana korku öğelerinin yerleşmesine neden olmamak için korkutucu filmler izlemesine mani olunmalı.



Anne babalar geceleri yalnız uyumak istemeyen çocuklarını zorlamamalı, çocuk uyuyana kadar yanında kalmalı, gece uyanıp yanlarına gelirse üşenmeden çocuğu tekrar yatağına götürerek tekrar uyumasını beklemelidirler. Çocuğun gece boyu yanlarında yatmasına izin vermek korkuyla baş etmek değil, problemi görmezden gelmektir. Bu vaziyet çocuğun korkularını yenmesine yardımcı olmayacağı gibi aynı zamanda pekiştirir. Ailelerin her gece sabırla yanlarına gelen çocuklarını tekrar yatağına götürmeleri ve gerekirse bunu her gece defalarca kez tekrarlamaları gerekir. Ailenin, çocuğun korkularını ısrar etmeden, baskı yapmadan ve azarlamadan anlatmasına imkan tanımaları böylece problemin kaynağını keşfederek buna müsait çözüm yolları aramaları gerekir. Karanlıktan korkan çocuğu karanlıkta tek başına bırakarak yüzleşme yöntemini kullanmaları korkunun daha da pekişmesine neden olabileceği gibi çocuğun ailesine duyduğu güveni de zedeleyecektir.”

KORKULAR AŞAMALI OLARAK ATLATILIR



Karanlık korkusunun aşamalı olarak ortadan kaldırılabildiğini ifade eden Karaca’nın ailelere öbür önerileri ise şöyle: “Işıkta uyumak isteyen çocuğa gece lambası alarak onun ışığında uyumasını sağlamak çocuğun yavaş yavaş karanlıkla barışmasına yardımcı olacaktır. Çocuk bir sonraki aşamaya geçmeyi kendisi de istemeli, buna asla zorlanmamalıdır. Ebeveynler, çocuklarının korkularıyla ilgili rasat yaparak nasıl yaklaşmaları gerektiğini bulmaya hazırlıklıdır. Anlayış ve iş birliğine dayalı bir yaklaşım yararlı olacaktır. Çocuğu dinlemek, onunla daha çok vakit geçirmek ve korkulan objelerle ilgili bilgilendirme yapmak, problemin aşılmasına katkı sağlar. Korktuğu şeyle ilgili onu bilgilendirmek ve bu konuda güven kazanmasına yardımcı olmak için muhtelif yollar geliştirilebilir. Örneğin; kıyafet dolabından çıkacak korkunç yaratıklardan korkan çocuğa yatmadan evvel dolabın içerisinde bir şey olmadığını göstermek rahatlamasını sağlayarak korkularını yenmesine yardımcı olacaktır.”

29 Temmuz 2016 Cuma

Hamilelikte hipertansiyona dikkat



İlaç tedavisine rağmen kontrol altına alınamayan hipertansiyonun özellikle hamilelikte önemli risk yarattığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Akpınar, "Bu durumda gebeliğin sonlandırılması ihtimali göz önünde bulundurmalıdır” dedi.

Gebelik sırasında hipertansiyonun genellikle kronik hipertansiyon, preeklampsi, gebelik hipertansiyonu veya böbrek yetmezliği mevcudiyetinde ortaya çıktığını ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şevket Hüseyin Akpınar, “Gebelerde vücutta meydana gelen bazı fizyolojik değişiklikler sonunda (damar direncinde azalma) kan basıncı normale göre bir miktar azalır. Buna göre gebelerde ölçülen 140/90 mm Hg’lik bir kan basıncı yüksek tansiyon olarak değerlendirilmelidir. Bütün gebelerde kan basıncı ölçümü oturur vaziyette yapılmalıdır” dedi.

Gebelikte sara nöbetine de değinen Akpınar, “Preeklampsi, gebelik esnasında ortaya çıkan hipertansiyon ve proteinürinin (böbrekten idrar ile anormal protein kaybı) varlığına denir. Preeklampsi tanısı almış olan bir gebe nöbet geçirirse (sara nöbeti gibi) o zaman eklampsi tanısı konmuş olur. Preeklampsi – Eklampsi (PE) gebeliğe özgü bir pozisyon olup, gebeliğin 20. haftasından sonra herhangi bir sürede ve doğumdan sonra 6. haftaya kadar görülebilir. Kesin tedavi, doğumun gerçekleşmesi ya da çocuğun anne karnından tahliyesi ile olası olur. Daha fazla ilk gebelikte ortaya çıkar. Diyabet, hipertansiyon, böbrek yetmezliği ve bazı romatizma hastalıkları olanlarda Preeklampsi-Eklampsi (PE) görülme ihtimali artmaktadır” diye sözlerine ekledi.



HAMİLE KALMADAN ÖNCE TANSİYON KONTROLÜ YAPILMALI

Gebelik hipertansiyonunun, daha evvel hipertansiyon veya preeklampsi ifade edilerinin olmadığı durumlarda gebelik esnasında ve doğumdan sonraki 24 saat içinde gelişen hipertansiyona dendiğini aktaran Akpınar, "Preeklampsiye dönüşmeyen gebelik hipertansiyonu gebeliğin normal olarak sonlandırılmasına yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaz. Önceden böbrek yetmezliği veya hipertansiyon mevcutsa, gebelik esnasında hipertansiyonun daha da yükselmesi beklenmelidir. Bu hastaların hamile kalmadan evvel elbette hekimlerine danışmaları gebeliğin selameti açısından fazla müsait olacaktır” ifadesini kullandı.



'


Etiketler:Hamilelikte hipertansiyon,Gebelik,Uzman Dr, Şevket Hüseyin Akpınar,Diyabet,Preeklampsi-Eklampsi,

26 Temmuz 2016 Salı

Çocuklarda cinsel istismar belirtileri



Çocuklarda cinsel isismar tüm insanlığın en büyük kabuslarından biri... Peki bu durumu nasıl anlarız*

Birçok çocuk cinsel istismara uğramakta fakat bunu ifade edememektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yetişkin erkeklerin %10’u, yetişkin kadınların ise %25’i çocukluklarında cinsel istismara uğramış olduklarını bildirmektedirler.

Cinsel istismara uğrayan çocuklar genellikle 8-12 yaşları arasındadır fakat daha küçük çocuklar ve hatta bebekler de cinsel istismara uğrayabilmektedir. Çocuklar genellikle utandıklarında  başlarına gelenleri anne ve babalarına anlatamazlar. Bazı durumlarda ise anlatmamaları için tehdit edilmişlerdir. Ancak çocuklarda cinsel istismar ifade edilerini tanımak, ebeveynlerin bu durumu anlamalarını sağlayabilir.

Çocuklarda cinsel istismar ifade edilerinden evvellikli olanı çocuğun benliğindeki veya karakterindeki değişikliklerdir. Çocuk daha evvelden göstermediği bazı özellikler göstermeye başlayabilir. Örneğin çocuğunuz kaygılı, kendine güvensiz veya mutsuz olabilir. Normalde kendine güvenli olan çocuklar anne babalarından ayrılmamaya başlayabilirler veya içlerine kapanabilirler. Bazı cinsel istismar kurbanları ise özgüven sorunları yaşarlar ve yaşıtları arasından arkadaş edinmede sıkıntı çekerler.

Cinsel istismar kurbanlarında davranış değişiklikleri de ortaya çıkabilmektedir. Özellikle de küçük çocuklar yaşları için müsait olmayan şekilde davranmaya başlayabilirler. Örneğin çocuk bir anda başparmağını emme alışkanlığı geliştirebilir veya hela eğitimi olmasına rağmen altına kaçırabilir ya da yatağını ıslatabilir. Cinsel istismara uğrayan çocuklarda uyku tertipleri de değişebilmektedir. Çocuklar uykuya dalmakta sıkıntı çekebilirler veya tertipli olarak gördükleri kabuslar olabilir.

Çocuklarda cinsel istismar ifade edilerinden bir öbüri çocuğun cinsel davranışlar göstermeye başlamasıdır. Örneğin oyuncaklarıyla ya da peluş hayvanlarla cinsel hareketlerde bulunabilir. Cinsel faaliyetlerin resimlerini çizmeye başlayabilir. Küçük çocuklar sık sık mastürbasyon yapmaya başlayabilir veya arkadaşlarıyla ya da kardeşleriyle cinsel davranışlara girebilirler.

Cinsel istismara uğrayan küçük çocuklarda birdenbire bazı bireylere veya durumlara karşı korku duyma eğilimi baş gösterebilir. Çocuk, kendisine cinsel istismar uygulayan bireyyi görmekten kaçınmaya çalışabilir. Banyo zamanı gibi normal durumlarda bile soyunmak istemeyebilir, doktora görünmekten veya bir sağlık uzmanı tarafından muayene edilmekten çekinebilir. Bazı çocuklar ise evvelden problem yaşamamalarına rağmen tuvalete gitmek istemezler.

Çocuklarda cinsel istismarın fiziksel ifade edileri maalesef nadiren ayrım edilir. Ancak vajinal ya da anal akıntı ya da kanamalar, cinsel bölgede Ağrı veya kaşıntı, sık sık yaşanan idrar yolu enfeksiyonları ya da boğaz ağrıları, idrara ya da tuvalete çıkarken ağrı, cinsel bölgede kızarıklık, şişme veya morartılar mümkün ifade ediler arasındadır. Bazı çocuklarda ise baş ağrıları ve karın ağrıları gelişebilir.

www.hemensaglik.com/

'


Etiketler:Çocuklarda, Birçok, çocuk, Amerika, Birleşik, Devletleri?nde, %10?u, %25?i, çocukluklarında, Çocuklar, Bazı, Ancak, çocuklarda, öncelikli, çocuğun, Çocuk,

Hamilelikte yoga çok önemli!



Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı jinekolog Op.Dr. Aslı Alay, hamile kadınlara yoga yapmaları tavsiyesinde bulundu.

Yoganın amacının hem fiziksel hem de ruhsal sağlık olduğunu ifade eden Dr. Alay, “Beden, zihin ve bilinç arasındaki iletişimi ve eşitliği sağlamak güç gibi görünse de başarılabilir. Yoganın bedeni hastalıklara karşı koruduğu ve zinde tuttuğu, ruhu gevşettiğine inanılır.

Bilimsel olarak yaklaşıldığında da sporun bunu sağladığını bilir ve inanırız. Yogada farklı olan esneme, nefes alma ve bununla bedeninizdeki boyun, göğüs kafesi, omurga, pelvis kaslarını gevşetmek kan dolaşımını arttırarak zihni sakinleştirip, stresi azaltmaktır.” dedi.

Gebelikte yogayı 12. hafta ve sonrasında risk faktörü taşımayan kadınlarda önerdiklerini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı jinekolog Op.Dr. Aslı Alay, şu bilgileri verdi: “Bu egzersizlerde dikkat edilmesi gereken kadında stresi azaltmak, kasları güçlendirmek, eklemlerin esnemesini sağlamak, kilo kontrolü ve doğumu kolaylaştırmaktır. Bu özellikleri barındıran yoga gebelerimize tavsiye ettiğimiz değerli bir aktivitedir. Amacımız hamileliği keyifli, stressiz, rahat bir yöntem ile geçirmektir. Sağlıklı bebek, sağlıklı anne ve kolay, mutlu bir doğum öyküsü. Kuvvetlenen kaslarınız etkisi ile daha az enerji harcayarak rahat bir doğum yapmanız sağlanır.

Dolaşım sisteminizi tertipler, enerjinizi yükseltir. Postürünüzu düzeltir. Egzersiz saadet hormonunuzu arttırır stresinizi azaltır. Yoga gebeliğin huzurlu, rahat geçmesine ve kisminin bedenini doğuma hazırlamasını sağlar. Yoganın en ehemmiyetli özelliği olan doğru nefes alma bebeğe giden kan akımını arttırır. Nefes egzersizleri, kisminin doğru nefes almayı öğrenmesi doğumda bulunan eforu açısından da ehemmiyetlidir. Yoga sırasında öğrendiğiniz gevşeme egzersizleri de ruhsal rahatlama sağlayacak, kaslarınızı dinlendirecektir. Sadece bedenin bir egzersizi değildir, ayrıca ruhunda rahatlamasına gevşemesine yol açan yoga vücuttaki ödemleri azaltmakta, kramplarınızı önlemektedir.

Gebelikteki bulantı kusmaları azaltan yoga, iştahınızı kontrol altına almakta, yaşam enerjisini yükselmekte, bedeninizi ve bebeğinizi olan bağınızı kuvvetlendirmektedir.

Gebelerimizin ehemmiyetli bir kısmında yanlış bir inanış ise egzersiz ve yoganın sadece normal doğum için lüzumlu olduğudur. Halbuki eski sezaryanlı olup veya tıbbi sebeblerle sezaryan planlayan gebelerde de yoga gebeliğe pozitif katkıları vardır. Çünkü ister normal ister sezaryan ile doğum olsa da bedeninizi esnetmek, kaslarınızı ve eklemlerinizi gevşetmek, hem sizi hem bebeğinizi rahatlatır. Yoga gebelikte müsait bir egzersiz olup gebeliğin her zamanında ama bilhassa 12. Haftadan sonra yapılması önerilir. Gebeliğin son dönemlerine kadar yapılabilen yoga evvelsi elbette hekiminize danışmalısınız. Yoga bu konu ile eğitim almış uzmanlar tarafından yapılmalı, eğitimlere tertipli katılmalı, bedeninize müsait hareketleri yapmaya özen göstermelisiniz. Doğum sonrasında kisminin bedeninin hızlı bir yöntem ile toparlanmasında, karın kaslarının güçlenmesinde ehemmiyetli etkisi vardır.”

'


Etiketler:Hamilelikte, çok, önemli!, Yoganın, Dr., Alay, ?Beden, [300, 250], Gad300250, 0)-;Bilimsel, Yogada, 12., önerdiklerini, Kadın, Hastalıkları, Doğum, Uzmanı, Op.Dr., Aslı, şu, ?Bu, özellikleri, Amacımız, şekilde, Sağlıklı, öyküsü., Kuvvetlenen, Postürünüzu, Egzersiz, özelliği, Nefes, öğrenmesi, önemli