29 Temmuz 2016 Cuma

Hamilelikte hipertansiyona dikkat



İlaç tedavisine rağmen kontrol altına alınamayan hipertansiyonun özellikle hamilelikte önemli risk yarattığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Akpınar, "Bu durumda gebeliğin sonlandırılması ihtimali göz önünde bulundurmalıdır” dedi.

Gebelik sırasında hipertansiyonun genellikle kronik hipertansiyon, preeklampsi, gebelik hipertansiyonu veya böbrek yetmezliği mevcudiyetinde ortaya çıktığını ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şevket Hüseyin Akpınar, “Gebelerde vücutta meydana gelen bazı fizyolojik değişiklikler sonunda (damar direncinde azalma) kan basıncı normale göre bir miktar azalır. Buna göre gebelerde ölçülen 140/90 mm Hg’lik bir kan basıncı yüksek tansiyon olarak değerlendirilmelidir. Bütün gebelerde kan basıncı ölçümü oturur vaziyette yapılmalıdır” dedi.

Gebelikte sara nöbetine de değinen Akpınar, “Preeklampsi, gebelik esnasında ortaya çıkan hipertansiyon ve proteinürinin (böbrekten idrar ile anormal protein kaybı) varlığına denir. Preeklampsi tanısı almış olan bir gebe nöbet geçirirse (sara nöbeti gibi) o zaman eklampsi tanısı konmuş olur. Preeklampsi – Eklampsi (PE) gebeliğe özgü bir pozisyon olup, gebeliğin 20. haftasından sonra herhangi bir sürede ve doğumdan sonra 6. haftaya kadar görülebilir. Kesin tedavi, doğumun gerçekleşmesi ya da çocuğun anne karnından tahliyesi ile olası olur. Daha fazla ilk gebelikte ortaya çıkar. Diyabet, hipertansiyon, böbrek yetmezliği ve bazı romatizma hastalıkları olanlarda Preeklampsi-Eklampsi (PE) görülme ihtimali artmaktadır” diye sözlerine ekledi.



HAMİLE KALMADAN ÖNCE TANSİYON KONTROLÜ YAPILMALI

Gebelik hipertansiyonunun, daha evvel hipertansiyon veya preeklampsi ifade edilerinin olmadığı durumlarda gebelik esnasında ve doğumdan sonraki 24 saat içinde gelişen hipertansiyona dendiğini aktaran Akpınar, "Preeklampsiye dönüşmeyen gebelik hipertansiyonu gebeliğin normal olarak sonlandırılmasına yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaz. Önceden böbrek yetmezliği veya hipertansiyon mevcutsa, gebelik esnasında hipertansiyonun daha da yükselmesi beklenmelidir. Bu hastaların hamile kalmadan evvel elbette hekimlerine danışmaları gebeliğin selameti açısından fazla müsait olacaktır” ifadesini kullandı.



'


Etiketler:Hamilelikte hipertansiyon,Gebelik,Uzman Dr, Şevket Hüseyin Akpınar,Diyabet,Preeklampsi-Eklampsi,

26 Temmuz 2016 Salı

Çocuklarda cinsel istismar belirtileri



Çocuklarda cinsel isismar tüm insanlığın en büyük kabuslarından biri... Peki bu durumu nasıl anlarız*

Birçok çocuk cinsel istismara uğramakta fakat bunu ifade edememektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yetişkin erkeklerin %10’u, yetişkin kadınların ise %25’i çocukluklarında cinsel istismara uğramış olduklarını bildirmektedirler.

Cinsel istismara uğrayan çocuklar genellikle 8-12 yaşları arasındadır fakat daha küçük çocuklar ve hatta bebekler de cinsel istismara uğrayabilmektedir. Çocuklar genellikle utandıklarında  başlarına gelenleri anne ve babalarına anlatamazlar. Bazı durumlarda ise anlatmamaları için tehdit edilmişlerdir. Ancak çocuklarda cinsel istismar ifade edilerini tanımak, ebeveynlerin bu durumu anlamalarını sağlayabilir.

Çocuklarda cinsel istismar ifade edilerinden evvellikli olanı çocuğun benliğindeki veya karakterindeki değişikliklerdir. Çocuk daha evvelden göstermediği bazı özellikler göstermeye başlayabilir. Örneğin çocuğunuz kaygılı, kendine güvensiz veya mutsuz olabilir. Normalde kendine güvenli olan çocuklar anne babalarından ayrılmamaya başlayabilirler veya içlerine kapanabilirler. Bazı cinsel istismar kurbanları ise özgüven sorunları yaşarlar ve yaşıtları arasından arkadaş edinmede sıkıntı çekerler.

Cinsel istismar kurbanlarında davranış değişiklikleri de ortaya çıkabilmektedir. Özellikle de küçük çocuklar yaşları için müsait olmayan şekilde davranmaya başlayabilirler. Örneğin çocuk bir anda başparmağını emme alışkanlığı geliştirebilir veya hela eğitimi olmasına rağmen altına kaçırabilir ya da yatağını ıslatabilir. Cinsel istismara uğrayan çocuklarda uyku tertipleri de değişebilmektedir. Çocuklar uykuya dalmakta sıkıntı çekebilirler veya tertipli olarak gördükleri kabuslar olabilir.

Çocuklarda cinsel istismar ifade edilerinden bir öbüri çocuğun cinsel davranışlar göstermeye başlamasıdır. Örneğin oyuncaklarıyla ya da peluş hayvanlarla cinsel hareketlerde bulunabilir. Cinsel faaliyetlerin resimlerini çizmeye başlayabilir. Küçük çocuklar sık sık mastürbasyon yapmaya başlayabilir veya arkadaşlarıyla ya da kardeşleriyle cinsel davranışlara girebilirler.

Cinsel istismara uğrayan küçük çocuklarda birdenbire bazı bireylere veya durumlara karşı korku duyma eğilimi baş gösterebilir. Çocuk, kendisine cinsel istismar uygulayan bireyyi görmekten kaçınmaya çalışabilir. Banyo zamanı gibi normal durumlarda bile soyunmak istemeyebilir, doktora görünmekten veya bir sağlık uzmanı tarafından muayene edilmekten çekinebilir. Bazı çocuklar ise evvelden problem yaşamamalarına rağmen tuvalete gitmek istemezler.

Çocuklarda cinsel istismarın fiziksel ifade edileri maalesef nadiren ayrım edilir. Ancak vajinal ya da anal akıntı ya da kanamalar, cinsel bölgede Ağrı veya kaşıntı, sık sık yaşanan idrar yolu enfeksiyonları ya da boğaz ağrıları, idrara ya da tuvalete çıkarken ağrı, cinsel bölgede kızarıklık, şişme veya morartılar mümkün ifade ediler arasındadır. Bazı çocuklarda ise baş ağrıları ve karın ağrıları gelişebilir.

www.hemensaglik.com/

'


Etiketler:Çocuklarda, Birçok, çocuk, Amerika, Birleşik, Devletleri?nde, %10?u, %25?i, çocukluklarında, Çocuklar, Bazı, Ancak, çocuklarda, öncelikli, çocuğun, Çocuk,

Hamilelikte yoga çok önemli!



Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı jinekolog Op.Dr. Aslı Alay, hamile kadınlara yoga yapmaları tavsiyesinde bulundu.

Yoganın amacının hem fiziksel hem de ruhsal sağlık olduğunu ifade eden Dr. Alay, “Beden, zihin ve bilinç arasındaki iletişimi ve eşitliği sağlamak güç gibi görünse de başarılabilir. Yoganın bedeni hastalıklara karşı koruduğu ve zinde tuttuğu, ruhu gevşettiğine inanılır.

Bilimsel olarak yaklaşıldığında da sporun bunu sağladığını bilir ve inanırız. Yogada farklı olan esneme, nefes alma ve bununla bedeninizdeki boyun, göğüs kafesi, omurga, pelvis kaslarını gevşetmek kan dolaşımını arttırarak zihni sakinleştirip, stresi azaltmaktır.” dedi.

Gebelikte yogayı 12. hafta ve sonrasında risk faktörü taşımayan kadınlarda önerdiklerini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı jinekolog Op.Dr. Aslı Alay, şu bilgileri verdi: “Bu egzersizlerde dikkat edilmesi gereken kadında stresi azaltmak, kasları güçlendirmek, eklemlerin esnemesini sağlamak, kilo kontrolü ve doğumu kolaylaştırmaktır. Bu özellikleri barındıran yoga gebelerimize tavsiye ettiğimiz değerli bir aktivitedir. Amacımız hamileliği keyifli, stressiz, rahat bir yöntem ile geçirmektir. Sağlıklı bebek, sağlıklı anne ve kolay, mutlu bir doğum öyküsü. Kuvvetlenen kaslarınız etkisi ile daha az enerji harcayarak rahat bir doğum yapmanız sağlanır.

Dolaşım sisteminizi tertipler, enerjinizi yükseltir. Postürünüzu düzeltir. Egzersiz saadet hormonunuzu arttırır stresinizi azaltır. Yoga gebeliğin huzurlu, rahat geçmesine ve kisminin bedenini doğuma hazırlamasını sağlar. Yoganın en ehemmiyetli özelliği olan doğru nefes alma bebeğe giden kan akımını arttırır. Nefes egzersizleri, kisminin doğru nefes almayı öğrenmesi doğumda bulunan eforu açısından da ehemmiyetlidir. Yoga sırasında öğrendiğiniz gevşeme egzersizleri de ruhsal rahatlama sağlayacak, kaslarınızı dinlendirecektir. Sadece bedenin bir egzersizi değildir, ayrıca ruhunda rahatlamasına gevşemesine yol açan yoga vücuttaki ödemleri azaltmakta, kramplarınızı önlemektedir.

Gebelikteki bulantı kusmaları azaltan yoga, iştahınızı kontrol altına almakta, yaşam enerjisini yükselmekte, bedeninizi ve bebeğinizi olan bağınızı kuvvetlendirmektedir.

Gebelerimizin ehemmiyetli bir kısmında yanlış bir inanış ise egzersiz ve yoganın sadece normal doğum için lüzumlu olduğudur. Halbuki eski sezaryanlı olup veya tıbbi sebeblerle sezaryan planlayan gebelerde de yoga gebeliğe pozitif katkıları vardır. Çünkü ister normal ister sezaryan ile doğum olsa da bedeninizi esnetmek, kaslarınızı ve eklemlerinizi gevşetmek, hem sizi hem bebeğinizi rahatlatır. Yoga gebelikte müsait bir egzersiz olup gebeliğin her zamanında ama bilhassa 12. Haftadan sonra yapılması önerilir. Gebeliğin son dönemlerine kadar yapılabilen yoga evvelsi elbette hekiminize danışmalısınız. Yoga bu konu ile eğitim almış uzmanlar tarafından yapılmalı, eğitimlere tertipli katılmalı, bedeninize müsait hareketleri yapmaya özen göstermelisiniz. Doğum sonrasında kisminin bedeninin hızlı bir yöntem ile toparlanmasında, karın kaslarının güçlenmesinde ehemmiyetli etkisi vardır.”

'


Etiketler:Hamilelikte, çok, önemli!, Yoganın, Dr., Alay, ?Beden, [300, 250], Gad300250, 0)-;Bilimsel, Yogada, 12., önerdiklerini, Kadın, Hastalıkları, Doğum, Uzmanı, Op.Dr., Aslı, şu, ?Bu, özellikleri, Amacımız, şekilde, Sağlıklı, öyküsü., Kuvvetlenen, Postürünüzu, Egzersiz, özelliği, Nefes, öğrenmesi, önemli

Karanlıktan korkan çocuğa yaklaşım nasıl olmalı?



Çocukluk dönemi korkuların başında gelen ve ruh sağlığını derinden etkileyen karanlık korkusu ebeveyn tutumlarına bağlı olarak pekişiyor. Uzmanlar ise korku sürecinin yönetimi konusunda aileleri uyarıyor.

Çocukluk dönemi korkuları doğru şekilde yönetildiğinde kısa zamanda ortadan kaybolurken, yanlış ebeveyn tutumları korkuların ilerleyen yaşlara taşınmasına neden olabiliyor.



Bazı ebeveynlerin çocuğun herhangi bir korkusu olmadığı halde, o uyurken gece lambasını veya koridorun ışığını açık bıraktığını söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Orhan Karaca, yanlış tutumların korkuları yetişkinliğe taşıyacağı uyarısında bulundu.



Karaca, “Böyle durumlarda çocuk karanlığın korkutucu bir şey olduğunu öğrenir. İlerleyen dönemlerde de karanlık odada uyumaktan kaçınabilir. Tabii gece lambasının yaydığı ışıkta çocuklar gölgeleri korkutucu bazı yaratıklara benzeterek endişeye kapılabilirler. Tamamen karanlık olan bir odada ışık oyunlarından doğan benzetmeler olmayacağı için çocuğun korkuya kapılma ihtimali daha azdır. Bu sebeble ailelerin evvellikle kendi endişelerinden kurtulmaları ve korkularını çocuklarına aktardıklarını ayrım etmeleri gerekir. Karanlıktan korkan çocuğun daimi aydınlıkta uyumasına izin vermek çocuğun korkularında haklı olduğunu düşünerek karanlık korkusunu devam ettirmesine neden olur” dedi.

KARANLIK KORKUSU MIZMIZ ÇOCUKLAR YARATIYOR



Karanlıktan korkan çocukların, bu korkularını karanlık odalara girmek istemeyerek, girmeleri gerektiğinde ise muhtelif bahanelere başvurarak belli ettiklerini aktaran Karaca, şöyle devam etti:



“Uyku saatleri yaklaştığında tek başlarına yatmamak için diretir, olumlu dönüş alamazlarsa yatma eylemini muhtelif bahanelerle geciktirirler. Karanlık korkusu ile beraber çocukların ruh hallerinde de değişim gözlenir, sakin yapılı çocuklar mızmız ve huzursuz hallere bürünebilirler. Aileler karanlık korkusuyla aşamalı olarak baş etmeli, problemin bir anda ortadan kalkmayacağını kabullenerek sabırlı davranmalıdırlar. Çocuğa her aşamada korktuğunda yanında olacakları mesajını verebilmeleri ve çocuğun yalnız olmadığını anlamasını sağlamaları korku idareinde büyük ehemmiyet taşıyan hususlardandır.”



KORKAN ÇOCUĞA NASIL DAVRANMALI?



- Çocukların korkuları görmezden gelinmemeli, “korkacak ne var” gibi yorumlarla ehemmiyetsizleştirilmemeli.

- Çocuklar korkularından ötürü küçümsenerek aşağılanmamalı, “kocaman adam oldun karanlıktan mı korkuyorsun” gibi sözlerle çocuğun korkularını ifade edebilme cesareti yok edilmemeli.

- Çocuğun rencide olabileceği ihtimalini göz karşı tarafında bulundurarak problemin başkalarıyla paylaşılmasından ve alaycı ifadelerden kaçınılmalı.

- Korkuların kaynağı araştırılarak aşamalı olarak ortadan kaldırılmalarına çalışılmalı.

- Çocuğun zekana korku öğelerinin yerleşmesine neden olmamak için korkutucu filmler izlemesine mani olunmalı.



Anne babalar geceleri yalnız uyumak istemeyen çocuklarını zorlamamalı, çocuk uyuyana kadar yanında kalmalı, gece uyanıp yanlarına gelirse üşenmeden çocuğu tekrar yatağına götürerek tekrar uyumasını beklemelidirler. Çocuğun gece boyu yanlarında yatmasına izin vermek korkuyla baş etmek değil, problemi görmezden gelmektir. Bu vaziyet çocuğun korkularını yenmesine yardımcı olmayacağı gibi aynı zamanda pekiştirir. Ailelerin her gece sabırla yanlarına gelen çocuklarını tekrar yatağına götürmeleri ve gerekirse bunu her gece defalarca kez tekrarlamaları gerekir. Ailenin, çocuğun korkularını ısrar etmeden, baskı yapmadan ve azarlamadan anlatmasına imkan tanımaları böylece problemin kaynağını keşfederek buna müsait çözüm yolları aramaları gerekir. Karanlıktan korkan çocuğu karanlıkta tek başına bırakarak yüzleşme yöntemini kullanmaları korkunun daha da pekişmesine neden olabileceği gibi çocuğun ailesine duyduğu güveni de zedeleyecektir.”

KORKULAR AŞAMALI OLARAK ATLATILIR



Karanlık korkusunun aşamalı olarak ortadan kaldırılabildiğini ifade eden Karaca’nın ailelere öbür önerileri ise şöyle: “Işıkta uyumak isteyen çocuğa gece lambası alarak onun ışığında uyumasını sağlamak çocuğun yavaş yavaş karanlıkla barışmasına yardımcı olacaktır. Çocuk bir sonraki aşamaya geçmeyi kendisi de istemeli, buna asla zorlanmamalıdır. Ebeveynler, çocuklarının korkularıyla ilgili rasat yaparak nasıl yaklaşmaları gerektiğini bulmaya hazırlıklıdır. Anlayış ve iş birliğine dayalı bir yaklaşım yararlı olacaktır. Çocuğu dinlemek, onunla daha çok vakit geçirmek ve korkulan objelerle ilgili bilgilendirme yapmak, problemin aşılmasına katkı sağlar. Korktuğu şeyle ilgili onu bilgilendirmek ve bu konuda güven kazanmasına yardımcı olmak için muhtelif yollar geliştirilebilir. Örneğin; kıyafet dolabından çıkacak korkunç yaratıklardan korkan çocuğa yatmadan evvel dolabın içerisinde bir şey olmadığını göstermek rahatlamasını sağlayarak korkularını yenmesine yardımcı olacaktır.”

'


Etiketler:Karanlıktan, çocuğa, Çocukluk, şekilde, Bazı, çocuğun, ışığını, Psikiyatri, Uzmanı, Dr., Orhan, Karaca, ?Böyle, çocuk, şey, öğrenir., İlerleyen, Ayrıca, ışıkta, çocuklar, Tamamen, öncelikle, çocuklarına, Karanlıktan, KARANLIK, KORKUSU, MIZMIZ, ÇOCUKLAR, YARATIYORKaranlıktan, çocukların, çeşitli, şöy

Yaz hamilelerine seyahat uyarıları



Tatil hayali kuran anne adayları seyahat konusunda bazı endişeler yaşıyor. “Seyahat bebeğe zarar verir mi?, “Gebeliğin hangi döneminde seyahat etmek risk taşımaz?” gibi sorular, hamilelerin zihnini meşgul eden konuların başında geliyor.

Hamilelik zamanında seyahat fikri kulağa ilk etapta olumsuz gibi gelebilir ancak uzmanlara göre, anne adayında belirli riskler gözlemlenmediği sürece yolculuk ciddi bir sakınca taşımıyor. Ancak hamileliğin ilk aylarında bulantı ve kusmanın yoğun olarak görülebilmesinden ve kimi hamileliklerin düşük riski taşıyabilmesinden ötürü daha çok özen gerektiren durumlar da olabilir.



SON AYA KADAR SEYAHAT MÜMKÜN



Seyahat için en müsait zamanın 2. trimester yani 9 aylık gebelik sürecinin ikinci üç aylık dönemi olduğunu ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Cengizhan Kolata, zorunlu hallerde müsait koşulların sağlanmasıyla son aya kadar seyahat yapılabildiğini duyuruldu.



En çok dikkat edilmesi gereken konunun ise, yüksek rakımlı ve aşırı sıcak bölgelerin tercih edilmemesi olduğuna dikkat çeken Dr. Kolata, “Tropikal bölgelerde planlanan seyahatler için, herhangi bir riskle müsabaka ihtimaline karşı bölgeye müsait aşılar yaptırılmalıdır. Hamilelikte yolculuk süresi uzun tutulmamalı, daha kısa sürecek rotalar oluşturulmalıdır. Varis problemi yaşayan anne adayları ise uzun sürecek seyahatlerde hekim tavsiyesi ile varis çorabı kullanmalıdır” şeklinde uyarılarda bulundu.

YOLCULUKLARDA HAREKET İHMAL EDİLMEMELİ



“Özel vasıta ile seyahat düzenleneceksa, her iki saatte bir mola verilmeli, bu molalarda yürüyüş yapılmalı” diyen Kolata, yaz hamilelerine seyahat için öneri ve uyarılarını şöyle sırladı:



“Anne adayının beline küçük bir yastıkla destek sağlamalıdır. Seyahat sırasında güvenlik kemeri müsait takılmalı, arka koltukta oturulmasına ve koltuk mesafesinin yeterince geniş ayarlanmış olmasına dikkat edilmelidir. Seyahatte yaşanabilecek acil durumlar için kan grubu, kronik ya da sağlık problemi oluşturan vaziyet bilgisi, hekim numarası gibi bireysel sağlık bilgileri, başkalarının da ulaşabileceği yerlerde tutulmalıdır. Tabii çantada kan şekeri tertipleyici atıştırmalıklar ve oldukca fazla sıvı bulundurulmalıdır. Seyahatte rahat ve ferah kıyafetler, özellikle pamuklu entariler tercih edilmelidir. Naylon ve benzeri kumaşlardan kaçınılmalıdır. Bulantı ve kusmaları arttırma ihtimaline karşın, deniz seyahatlerinden olası olduğunca uzak durulmalıdır.



HAVA YASTIKLARI SON DERECE GÜVENLİDİR



Halk arasında, vasıtalardaki hava yastıklarının hamileler için zararlı olabileceği ykarşı tarafında bir söylenti yaygındır. Fakat hava yastıkları, 25cm uzaklıkta olduğu sürece hamilelere bir zarar teşkil etmez. Aksine kaza durumlarında güvenlik açısından büyük fayda sağlar. Ancak anne adayı arabayı kendi kullanıyorsa direksiyon ve koltuk arasındaki mesafeyi olabildiğince geniş tutmaya dikkat etmelidir.



TREN VE OTOBÜS YOLCULUKLARI YÜKSEK STRES SEBEBİ



Tren ve otobüs yolculukları bir hayli uzun sürmesi ve gereksinim durumlarında mola verilememesi sebebiyle anne adaylarına strese sebep olabilir. Bu sebeble olası mertebe özel vasıtalarla seyahat etmeye gayret edilmelidir. Fakat otobüs ya da tren yolculuğu yapılması zorunlu ise ortamın hava dengesi ayarlanmalı, vasıta içi havalandırılmalıdır.

UÇAK SEYAHATİ DAHA FAZLA DİKKAT GEREKTİRİYOR



Seyahat aracı olarak uçak tercih ediliyorsa, kabin basıncının sorun oluşturmamasına ve yüksek irtifalarda uçak içi oksijenin azalmamasına dikkat edilmelidir. 34. haftaya kadar uçağa binilebilir. Hamileliğin ilk 3 ayında seyahat edilecekse yolculuğun sarsıcı ve yorucu olmamasına özen gösterilmelidir. Her iki saatte bir hareket edebilme fırsatı bulmak adına uçağın koridor veya ön kısmında oturmaya özen gösterilmelidir. Yine kan dolaşımını sağlanmak için belli aralıklarla ayaklar uzatılmalıdır.



VÜCUDUN DÜZENİ KORUNMALI



Hamileler, beslenme alışkanlıklarını değiştirmeyecek, kendilerini yormayacak, uyku ve dinlenme alışkanlıklarını çok etkilemeyecek bir seyahat tercih etmelidir. Seyahat ederken, bebeğin gelişiminin devam ettiği gözden kaçırılmamalı ve olası olduğunca hareket etmeye özen gösterilmelidir.”

'


Etiketler:Yaz, Hamilelik, Ancak, özen, AYA, KADAR, SEYAHAT, MÜMKÜNSeyahat, üç, Kadın, Hastalıkları, Doğum, Uzmanı, Opr., Dr., Cengizhan, Kolata, çok, çeken, ?Tropikal, Hamilelikte, Varis, çorabı, şeklinde, YOLCULUKLARDA, HAREKET, İHMAL, EDİLMEMELİ?Özel, öneri, şöyle, ?Anne, Seyahatte, Ayrıca, çantada, şekeri,

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Bebek sahibi olmak isteyen kadınlar için önemli uyarı!



Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, hamile kalmak isteyen kadınlara D vitamini önerisinde bulundu. Op. Dr. Alay, "Gebelik isteyen kadınlarda vitamin D takviyesi önemlidir" dedi.

Over, yani yumurtalıkların vazifesinin hormon salgılamak ve yumurtaların gelişimini sağlamak olduğunu anlatan Op. Dr. Aslı Alay, "Yumurtaların gelişimi ve çoğalması fetüs aşamasında iken başlar. Yumurtalar büyür, biri olgunlaşır ve olgunlaşan yumurta çatlar. Her ay aynı işlemler tekrarlanır ve her ay yumurtalardan ortalama bin tanesi yok olur. Bu dinamik süreç menopoza kadar devam eder. Üreme kapasitesi soy ve etnik gruba göre farklılık gösterir.

Batılı toplumlarda menopoz yaşı ortalaması 51 olup, daha genç yaşta veya daha da ileri yaşlarda menopoza giren kadınlar vardır. Menopoz yaşında bu farklılıklar sadece yaşın ilerlemesinin menopoza yol açmadığını gösterir. Ülkemizde ortalama menopoz yaşı 47 olup, genetik etkenlerin de menopoz yaşının belirlenmesinde katkısı büyüktür. Menopoz genellikle bir anda olmaz. Öncesinde tertipsiz adet görme, ateş basması gibi şikayetler olabilir. Menopoza geçiş zamanında de gebelik düşünmeyen kadınlarda korunma ehemmiyetlidir" diye sözlerine ekledi.

"Gebelik isteyen kadınlarda vitamin D takviyesi ehemmiyetli"

Yumurtalıkların kalitesini ve çalışırlılığını göstermek için birtakım hormonlardan faydalanıldığını kaydeden Op. Dr. Alay, "Over rezervi olarak adlandırılan ve yumurtalıklardaki yumurtaların mikarı ve kalitesini gösteren bazı testler vardır. Bu tetkikler adet kanamasının 3 veya 4. günü yapılmakta ve testlerde çıkan sonuçlarda bir problem belirlendiğinde elbette başka bir labarotuvarda test tekrarlanmalıdır.

Over kalitesini ölçüm için ultrasonografide yıllardır kullanılmaktadır. Ancak ultrasonografininde adetin ilk günlerinde yapılması gereklidir. Adet döngüsüne göre değişen test sonuçlarından ötürü araştırmacılar yeni, etkin, basit ve alınış zamanından müstakil test arayışını başlamışlardır. Günümüzde sık olarak başvurduğumuz antimüllerian hormon (AMH) gündeme gelmiştir. AMH menopoza girmeden 5 yıl evvel kan değeri oldukça düşer.

Genellikle 0,5 ve altındadır. AMH'ın en yüksek olduğu yaş yani üreme fonksiyonlarının doruğa ulaştığı yaş ise 24-25'dir. AMH kız çocuklarında değeri düşük olup, ergenlik ile birlikte artmaktadır. AMH yumurtalıkların hem kalitesi hem de mikarının iyi bir göstergesidir. Tabii kullanılan hormonlar, doğum kontrol ilaçları ve adet döngüsü AMH sonucunu etkilemez. Gebeliğin son 3 ayında ise AMH değeri düşer ki nedeni yumurtalıkların gebelikte baskılanmasından kaynaklanır.

Bu vaziyet doğum yapan kadınların daha geç menopoza girmesini açıklayabilir. AMH müstakil bir testtir. AMH değerinin 0,3 ng/ml ve altında olması over rezervinin oldukça kötü olduğunu gösterir. AMH değerini değiştirebilmek, arttırabilmek olası değildir. Yapılması gereken AMH sonucuna göre gebeliğin zamanını belirlemektir. AMH değerini değiştiren bir ilaç olmadığı gibi aktarlarda satılan bitkiler, soğan suyu, maydanoz suyunun da etkisi yoktur.

AMH değerinin düşük olduğu kadınlarda yönetme ehemmiyetli olup, geçirilen her günün yumurtalıklarda kayıp yapabileceği anlatılmalıdır. AMH değeri ile açlık insülün seviyesi arasında ters bir orantı vardır. İnsülün direnci ve diyabet overin fonksiyonlarını bozmakta, zayıflatmaktadır.

İnsülünün yüksek olduğu insülün direnci olgularında AMH değeride düşüktür. D vitamini eksikliğindede AMH değerinin daha düşük olduğu bazı hazırlıklarda görülmüştür. Bu sebeble gebelik isteyen kadınlarda vitamin D takviyesi ehemmiyetlidir" dedi.

Çağımızda kadınların çocuk sahibi olma yaşının 30'lu hatta 40'lı yaşlara kaydığını belirten Op. Dr. Aslı Alay, "Okul, iş hayatı, ikinci evliliklerle birlikte yeni eşten çocuk sahibi olma dileği, akademik kariyer, doktora, tez ve eklenen daha birçok faktörle ileri anne yaşında gebelik isteyen kadınların mikarı artmıştır. Özellikle 35 yaşını geçmiş, sigara içen, annesi erken menopoza girmiş, daha evvel radyoterapi veya kemoterapi alan, guatr, diyabet gibi bazı hormonal hastalıkları olan, yumurtalıklarıyla ilgili operasyon geçirmiş olan bütün kadınlara yumurtalık kalitesini ölçen testlerin yapılması önerilmelidir" şeklinde ifade etti.

'


Etiketler:Bebek, önemli, Over, Op., Dr., Aslı, Alay, Yumurtaların, çoğalması, çatlar., Her, Üreme, ırk, [300, 250], Gad300250, 0)-;Batılı, Menopoz, Ülkemizde, Öncesinde, şikayetler, Menopoza, önemlidir, önemliYumurtalıkların, çalışırlılığını, çıkan, ölçüm, Ancak, Adet, Günümüzde, -(AMH)-, önce, 0,5, AMHın, ür

Televizyon çocukların konuşmasını engelliyor



Yapılan araştırmalara göre sürekli televizyonun açık olması çocukların yeni kelimeler öğrenmesini engelliyor.

Wisconsin- Madison Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü tarafından düzenlenen araştırmalara göre televizyonun daimi açık olduğu evlerde yaşayan çocukların konuşmasının geciktiği ve bu çocukların yeni kelime öğrenirken zorlandığı gözlendi.

Arka plan sesleri çocukların tahsil yetisine ket vuruyor.

22-30 aylık arasındaki 106 çocuğun denetlendiği araştırmalarda  çocuklara hiç tanımadıkları nesnelerin isimleri öğretilmeye çalışıldı. Nesnelerin ismi söylendikten sonra nesneleri tanıma kabiliyetleri ölçüldü. Testler esnasında içerisinde 2 yeni kelimenin geride bıraktıği cümleler dinletildi. Ardından hangi nesnenin hangi isme karşılık geldiği söylendi. Sonuç olarak ise bu kelimeleri anımsayıp anımsamadıkları ölçüldü.

Yapılan 3 dizi testten ikisinde 80 çocuğa kelimeler, fazla sesli veya daha az sesli ortamda öğretildi.

26 çocuğa ise kelimeler sessiz ortamda aktarıldı.

Araştırma sonuçlarına göre sessiz ortamdaki çocukların kelimeleri anımsama oranının daha yüksek olduğu gözlendi.

Daha evvel düzenlenen araştırmalarda da gürültülü evlerde büyüyen çocukların daha stresli olduğu kaydedilmişti.

Uzmanlar, çocukları oyalamak için daimi televizyonun açık tutulmasının çocuğun konuşma ve öğrenme yetisini olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor.

Gizem Aydoğan - PembeNar.Com

'


Etiketler:Televizyon, çocukların, Wisconsin-, Madison, Üniversitesi, Çocuk, Gelişimi, öğrenirken, [300, 250], Gad300250, 0)-;Arka, öğrenim, 106, çocuğun,  çocuklara, öğretilmeye, çalışıldı., Nesnelerin, ölçüldü., Testler, Ardından, Sonuç, ölçüldü.Yapılan, çocuğa, çok, öğretildi.26, önce, öğrenme, Aydoğan, Pem